Onur

Konfüçyüs’çülük ve diğer etik sistemlerin yanında, Yahudi-Hıristiyan geleneğinde de onur bir tanrı ya da insan tarafından alınan ya da ona karşı gösterilen, hissedilen yüksek saygı, itibar, hürmet, hayranlık veya beğenme olarak tanımlanmaktadır. Konfüçyüs, insanın, başkalarını sevmesi ve anne babasına hürmet etmesi gerektiğini öğretirken; Kitabı Mukaddes, gerçek Tanrı’nın önüne başka hiçbir tanrının konulmamasını ve insanın anne babasına hürmet etmesini vurgulamıştır. Onur, özellikle bir erkeğin onuru, eşinin onuru ve ailesinin onuru ile ilgili olduğu için ilk başlangıcından beri Batı toplumunda yol gösterici bir ilke olmuştur. Sağdaki resimde, ABD’li vatansever Alexander Hamilton, ABD’nin 3. Başkan Yardımcısı Aaron Burr’un düello
davetini kabul ederek, onurunu savunurken görülüyor. Bazı Müslüman ülkelerde, eğer ailesine ya da soyuna utanç getirmiş olarak algılanırlarsa, kadınlar sonuçlarından çekinilmeden öldürülebilirler. Doğu Asya’da, Japonya gibi ülkelerde, onur özellikle Samuray tarafından ve hatta sıradan insanlar tarafından da yüce bir görev olarak görülmüştür. Onur, daha çağdaş zamanlarda bir bireyin açıklamalarına ve eylemlerine dayanarak bir kişinin güvenilirliğinin ve toplumsal konumunun değerlendirilmesi olarak tanımlanmıştır. Bazı kültürlerde, hatta günümüzün çağdaş dünyasında kanun kültürünün aksine, onur kültürü insanlara rehberlik etmektedir.

Eski Zamanlar

Eski Yunan onur (timē) kavramları; sadece, onur alan birinin heyecanını değil, aynı zamanda, böbürlenme eyleminin alt ettiği birinin utanmasını da kapsamaktadır. Bu kavram, her onurun, eşit miktardaki ayıp ile eşleştirildiği, toplamı sıfırlı bir oyuna benzer.

Aristo’nun etik anlayışında, onur, iyi yaşanan hayatı esas alan, birkaç erdemden biri olarak tanımlanmaktadır. İyi yaşamak için, bir kimsenin, insanı tanımlayan birçok önemli niteliğin elde edilmesi ile ilgili bir anlayış ve takdir geliştirmesi gerekir. Bu niteliklerden birisi de onurdur. Ancak, Aristo’nun yaklaşımı, iyi yaşanan bir hayatın elde edilmesi için, onurdan ziyade, aklın önemini vurgulamaktadır.

Yahudi-Hıristiyanlık ve Konfüçyüs’çülük

İbranice Kitabı Mukaddes; onuru, yüksek bir tinsel konuma yükseltir. Yetkili konumda bulunan kişilerle bağdaştırılmaktadır (Yaratılış 45:13) (Babama, Mısır’da, ne denli onurlu olduğumu anlatın). Kahramanlıkla (Hâkimler 8:22; 1. Samuel 18:5) , bilgelikle (Yaratılış 41:39; Süleyman’ın Özdeyişler 3:16) veya tanrısal iyilikle (1. Samuel 24:7-11), ona erişilir. Bilgeliği (Eyüp 32:7-9) somutlaştırdıkları için, onur, anne baba (Mısır’dan Çıkış 20:12; Yasanın Tekrarı 5:16; Malaki 1:6) ve yaşlılar (Levililer 19:32; Ağıtlar 5:12) sayesindedir. Bu sahiplikler, Tanrı’nın iyiliğinin işareti olduğundan, varlığı (Süleyman’ın Özdeyişler 14:24) ve çocukları (1. Samuel 2:5) olan kimseler de, onurun işaretleridir.

İnsanın annesine ve babasına hürmet edilmesi (ya da onurlandırılmaları), 10 Emir içerisindeki beşinci emirdir. Önemi ise, gözlenmesinde verileceği açıklanan ödülün, “Tanrın RAB’ bin sana vereceği ülkedeki ömrün” uzaması (Mısır’dan Çıkış 20:12) olması gerçeğinden bellidir. Hahamlar, ayrıca, bu emre itaat eden kimsenin, hem bu dünyadaki hem de öbür dünyadaki bir ödülün keyfini süreceğini [Tevrat, Sözlü kanun, Mişna kitabı, Zeraim (Tohumlar) bölümü, Pe’ah (Köşe) 1:1] vurgulamışlardır. “İnsanda, Kutlu olan Kutsal Varlık (Tanrı), baba ve anne olmak üzere, 3 paydaş olduğu” için, onlar, Tanrı’dan gelen onur (Mısır’dan Çıkış 20:12; Süleyman’ın Özdeyişler 3:9) ile anne babadan gelen onuru eşit sayıyorlardı.

Hahamlara göre, bir insan, annesine ve babasına hürmet ettiği zaman, Tanrı, “Ben, onların arasında oturmuşçasına ve onlar da, beni onurlandırmışçasına, kendilerini ödüllendiririm.”, diye ilan etmektedir [Talmud,Kidduşin risalesi 30b).

Katolik geleneğinde, bir insanın, yetkili konumlarda bulunan kimseleri onurlandırmaları şarttır. Aziz Pavlus, Kitabı Mukaddes, Romalılar 13:1’de, ”Herkes, kendisini, yöneten yetkililere teslim etmelidir”, diye yazmış ve şöyle devam etmiştir: ” Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olan yetkililer de, Tanrı tarafından belirlenmiştir”. En önemli ilişki, insan ile Tanrı arasındadır. Sahip olduğumuz her şeyin sonsuz kaynağı, ilk başlangıcımız ve son bitişimiz olarak, kendisine tapınarak, Tanrı’yı onurlandırmalıyız. Tanrı tarafından, kendilerine verilen armağanlardan ve zarafetlerden dolayı, melekleri ve azizleri onurlandırırız. Bizleri büyüten ve hayatın zorluklarına hazırlamakta olan, dünyevi varlığımızı, kendilerinden aldığımız, anne babalarımızı onurlandırırız. Tinsel ve dünyevi kuralların, onların Tanrı’dan aldığı, üzerimizdeki yetkilerden ötürü, geçerli bir onurumuzu alma hakkı bulunmaktadır. Yaşlıları, farz edilen bilgeliklerinden, erdemlerinden ve deneyimlerinden dolayı onurlandırmalıyız. Onu nerede bulursak bulalım, daima, ahlaki değeri onurlandırmalıyız. Resmi Katolik öğretisi; zenginliklerin ve gücün, erdemin ve esenliğin araçları yapılabilmeleri ve yapılmalarının gerekliliği nedeniyle, çok üstün yetenekli kimseleri, büyük güzellik, kuvvet ve beceriklilik verilenleri, kibar ve hatta zengin ve kudretli olanları onurlandırabileceğimizi belirtmektedir.

Konfüçyüs’çülükte Onur

Konfüçyüs, insanın, diğerlerini sevmesi ve anne babasını onurlandırması gerektiğini öğretmişti. Bunun da, uygar toplumların kurulmasına ve sonuçta, dünya barışına katkı yapmasını umuyordu. Konfüçyüs’ün etik öğretileri, Çin’in önde gelen çevrelerini etkilemiş ve tüm Asya’ya yayılmıştır ve böylece, güçlü bir onur hissini, ana ahlaksal ilkeye dönüştürmüştür.

Doğu Asya’da, Japonya gibi ülkelerde, onur, sadece, Samuray’ın değil, aynı zamanda, tüm insanların önemli bir yükümlülüğü olarak görülüyordu. Bir kimse, onurunu kaybettiğinde, asaletini korumanın, sadece, bir yolu vardı: ölüm. Seppuku (yaygın olarak, “harakiri” denmektedir), böyle bir durumdaki en onurlu ölümdü. Samuray’ın, daha onurlu biçimde ölmesinin tek yolu, savaşta öldürülmekti. Asya’daki askeri onurun çağdaş mirası, bu erdemin, dövüş sanatlarını uygulayan insanlar için önemidir.

Dünyevi Açılardan Onur

Onur, bireyin açıklamalarına ve eylemlerine dayanarak, bir kişinin güvenilirliğinin ve toplumsal konumunun değerlendirilmesi olarak tanımlanmıştır. Onur, bir kimsenin karakterini tanımlayan şeydir: o kimsenin; dürüstlük, saygı, bütünlük ve adalet yansıtıp yansıtmadığı. Benzer şekilde, bir kimsenin değeri ve itibarı, eylemlerinin, onur ve genellikle, toplum kurallarının uyumuna dayanmaktadır.

Bireyler ve kültürler arasındaki çatışmalar, mutlak etik ilkelerdeki temel farklardan ziyade, maddesel durum ile tutkunun sonucu olarak doğmakla birlikte, onur, ayrıca, göreceli bir kavram olarak da çözümlenebilir. Onun yerine, bu, insanlık haline aşk kadar gerçek olan ve aynı şekilde, bir insanın kişisel asaletini ve karakterini belirleyen biçimlendirici şahsi bağlardan kaynaklanan, temel bir insanlık ilkesi olarak görülebilir.

Onur ve Şiddet

Geleneksel olarak, Batı toplumunda, Doğu’da olduğu gibi, onur, büyük ölçüde, yol gösterici bir ilke olarak görülmektedir. Ortaçağ’da, şövalyelik kültürü, onuru, temel erdemlerinden biri olarak sayıyordu. Bir adamın kendisinin, karısının, ailesinin veya sevgilisinin onuru, en önemli konuyu oluşturuyordu: Örnek teşkil eden (ilk örnek olan) “onurlu adam”, ikisinden birinin, onuruna dil uzatması nedeniyle, gerçek veya sanık herhangi bir hakarete karşı, hep tetikte kalmıştı. Düello yapmak; birisinin cesaretine veya birisinin doğduğu soyluluğuna dil uzatılmasından, birisinin karısının ya da kız kardeşinin iffetini ilgilendiren sorunlara kadar değişen konular açısından, onurunun, bir başkası tarafından aşağılandığını hisseden insanlar için, Avrupa’nın ve ABD’nin ilk çağdaş çağında, tanınmış bir gelenek haline geldi.

Kanun, toplumsal düzeni temin eden merkezi ilke olarak, onurun yerini alma eğiliminde olduğu için, çağdaş laik Batı’da, onur kavramının önemi azalmıştır. Revaçta olan stereotipler (geleneksel kavram) ise, sıcakkanlı olduğu iddia edilen kültürlerde (İtalyan, İran, Arap, İber, vb.) veya daha centilmence toplumlarda (ABD’nin güneyi ve İngiltere gibi), daha açıkça hayatta kalan onura sahip olacaklardır. Arazi kullanımına ve arazi sahipliğine odaklanmakta olan, feodal ve diğer tarımsal toplumlar, sanayi toplumlarına göre, onura daha fazla eğilimli olabilirler. Onur, halen, en çok, orduda (subaylar, onur mahkemesi yürütebilirler) ve izcilik örgütleri gibi, askeri değer ve inançlar sistemi olan örgütlerde bulunmaktadır.

Günümüzde, bazı Müslüman ülkelerde, kadınlar, “onur cinayetleri” tehdidi altında yaşamaktadırlar. Onur cinayeti, akraba olmayan bir erkek çocuğu ile konuşurken görülmek kadar, basit suçlar için dahi, ailelerine utanç getirmiş olarak algılanan, hemen hemen, sürekli, bir kadın olan, bir kimsenin cinayetidir. Böyle bir davranıştan şüphelenilmesi bile, ölüme neden olabilir. Böyle cinayet suçları, tipik olarak, kurbanın kendi akrabaları ve / veya toplumu tarafından işlenir ve hırs veya öfke ile başlayan cinayet suçlarının aksine, genellikle, önceden ve çoğunlukla, dehşet verici yöntemlerle planlanmaktadır. Ara sıra, aile, kendi ailesi tarafından öldürülmekten kaçınmak için, genç kadını, canına kıymaya iter. Ortadoğu’daki intihar bombacıları, kadın, zina yaptıktan sonra, kocasının ya da ailesinin onurunu düzeltebilmesi için, ara sıra, kendisinin, erlerine katılmasını kabul ederler. Bu tür ölümler, yalnız etkilenen aile açısından, “özel mesele” olarak görülür ve mahkemeler, nadiren, faillerle ilgilenir ya da onlar hakkında kovuşturma açarlar. Kadınları, onur ölümlerinden koruyan yasalar, belirli Arap devletlerinde bulunmamaktadır.

Kadınlar yönünden “onur”, çoğunlukla, cinsellik ile bağlantılıdır. Onurun korunması, esasen, bekâr kadınların bakireliğinin korunması ve geri kalanın, özel tek eşliliği ile aynı kefeye konmaktadır. Onur anlayışları, kültürler arasında, geniş ölçüde değişmektedir; bazı kültürlerde, eğer bireyler, ailenin isteklerine aykırı evlilik yaparak veya hatta tecavüz kurbanları olarak, ailenin onurunu bozarlarsa, kendi ailesinin kadın üyelerinin onur cinayetleri, haklı kabul edilebilir. Onur cinayetleri, bazen, ailelerinin etiğinin ve / veya dinsel toplumunun dışından, erkek arkadaşlarını, âşıklarını ve eşlerini seçen ya da düzenlenmiş bir evliliğe girmeyi reddeden ya da boşanmaya çalışan kadınları hedef almaktadır.

Onur Kültürleri ve Kanun Kültürleri

Onur kültürleriyle, kanun kültürleri kıyaslanabilir. Yasa kültüründe, ihlalcilere karşı, cezalar olmakla birlikte, herkesin uymak zorunda olduğu bir kanunlar bütünü vardır. Bu da, yasaların çıkarılabileceği ve uygulanabileceği bir toplum gerektirir. Yasa kültürü, yazılı olmayan bir toplumsal sözleşmeyi kapsar: toplumun üyeleri, ihlal edenlerin, toplum tarafından yakalanmaları ve cezalandırılmaları şartıyla, kendilerini savunmak ve zararlara misilleme yapmak üzere, haklarının çoğundan vazgeçmek için uzlaşırlar. Milli temelde yasaları yürütebilen, ulusal hükümetler ortaya çıktıkça, onur kültürü, çoğunlukla dağılmaktadır.

Çağdaş dünyada, onur kültürleri, çoğunlukla, Bedevilerde, İskoç ve İngiliz çobanlarda ve ulusal hükümetle az bağlılığı olan, benzer pek çok halkta; resmi kanun yürütmenin, çoğunlukla, erişilmez kaldığı, ABD’nin batısının kovboylarında, sınır adamlarında, çiftlik sahiplerinde ya da kâhyalarında; Güney ABD’nin ekim kültürü arasında; kendilerini, yasa kurallarına erişilmez kılan kalıtsal ayrıcalıkların keyfini sürmekte olan, soylular arasında ortaya çıkmaktadır. Onur kültürleri, ayrıca, kötülük edildiklerine inandıklarında, üyeleri, yasaya şikâyet edememekte olan, suçlu yeraltı dünyalarında ve çetelerinde de gelişmektedirler.

Diğer Kavramlar

Çağdaş uluslararası ilişkilerde, bir antlaşmanın ya da bir devletin güvenilirliği tehlikede olduğunda ve onura bağlı siyasetçilerin, esaslı tedbirler istemelerinde olduğu gibi, “güvenilirlik” kavramı, onurunkine benzemektedir.
Onur, ayrıca, basmakalıp Doğu Asya kültürlerindeki bütünlük ve toplumsal gelenek kavramlarına veya Polinezya toplumundaki mana (güç) kavramlarına da benzetilmiştir. Onurun zıttı olarak, utanç da, pek çok kültürü etkileyen önemli ve etik bir kavramdır.

Bazı kültürlerde, onur terimi, devlet tarafından verilen ödüle değinebilmektedir. Böyle onurlar, askeri madalyaları kapsamaktadır, ancak daha tipik olarak, İngiliz OBE (İngiliz İmparatorluğu Nişanı), şövalyelik veya Fransız Légion d’honneur (Ulusal Onur Lejyonu Nişanı) üyeliği gibi, bir sivil ödülünü ima etmektedir.

Sözler

Onurum, hayatımdır ve her ikisi de, birlikte büyür. Onurumu alırsanız, yaşamım da biter. Öyleyse, sevgili kölem, bırak, onurum beni sınasın; Ne için yaşıyorsam, onun için ölürüm de!  – William Shakespeare, Kral II. Richard

 

Annene babana saygı göster (onları onurlandır). Öyle ki, Tanrın RAB’bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun. – Kitabı Mukaddes, Mısır’dan Çıkış, 20:12

 

Ve bu bildirinin korunması için, Tanrı’nın inayetine tam bir güvenle, yaşamlarımız, servetlerimiz ve en kutsal varlığımız olan onurumuz üzerine ant içeriz . – Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi

 

Soyluluğun hâkim olduğu dönemlerde, onur, sadakat, vb. kavramlar hâkimdi; kent soyluluğun hâkim olduğu dönemlerde ise, özgürlük, eşitlik, vb. kavramları. – Karl Marx ve Friedrich Engels, Alman İdeolojisi kitabı (1845)

 

Gemisiz onuru, onursuz gemilere tercih ederim. – 1866’daki Şili, Valparaiso bombardımanında, İspanya donanmasının amirali Casto Méndez Núñez

 

Şerefle (onur) yaşayamayanlar, şerefle ölmelidirler. – Giacomo Puccini, “Madame Butterfly” Operası

 

Onurla başarısız olmak, sahtekarlıkla başarılı olmaktan daha iyidir. – Tragedya yazarı Sofokles

 

Barışın, dünyadaki hemen hemen, her şey gibi, yüksek ama ölçülebilen bir bedeli vardır. Biz, Polonya’da, herhangi bir bedeli olan barış kavramını bilmiyoruz. İnsanların, ulusların ve ülkelerin yaşamlarında, bedeli olmayan yalnız bir şey vardır. O şey ise, onurdur. – İkinci Polonya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Józef Beck

 

Kaynak: http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Honor

Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu

HER HAKKI MAHFUZDUR. 

Onur” yazısında bir düşünce

  1. Pingback: Onur: Erdem Ve Davranış | Hayli Bilgi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir