Işık Sembolü Olarak Bok Böceği adlı makalemizi severek okuyacağınızı umuyoruz.
Eski Mısır Gizemlerinin Yeni Üyeleri’ne bazen “bok böcekleri” deniliyordu. Bok böceği; güneşin temsilcisi olup ışığı, gerçeği ve yeniden doğuşu simgeliyordu.
Bok böceği, insan aklının şimdiye kadar tasarladığı en olağanüstü simgesel figürdür. Tuhaf alışkanlıklarından ve görünümünden dolayı, uygun biçimde bedenin gücünü, ruhun dirilişini ve Güneşin Efendisi olması yönüyle Ölümsüz ve Çetrefil Yaratıcı’yı simgeliyordu. E. A. Wallis Budge, aslında Mısırlıların bok böceği ibadeti hakkında şunu söylemektedir:
İlkel devirlerde tutulan bir başka görüş, gökyüzünün; dev bir kın kanatlının önündeki güneş diskini iterek üzerinde ağır ağır yürüdüğü dev bir mera olduğudur. Bu kın kanatlı, Gök tanrısıydı ve yumurtalarını içerdiğine inanılan bir topağı arka ayaklarıyla yuvarladığı gözlemlenmiş olan kın kanatlının (Scarabaeus sacer) örneğini gerekçe göstererek, ilk Mısırlılar, Gök tanrısının topağının yumurtasını içerdiğine ve güneşin onun yavrusu olduğuna inanıyorlardı. Ancak, saygın böcek bilimcisi J. H. Fabre’nin araştırmaları sayesinde, bugün, Scarabaeus sacer‘in yuvarladığı topağında yumurtalarının bulunmadığını ancak bunun dikkatli bir şekilde hazırlanmış yere bıraktığı yumurtası için gıda işlevi görecek dışkı olduğunu biliyoruz.

Güneş tanrısı Ra’nın 3 yönü vardı. Evrenin yaratıcısı olarak, bok böceğinin kafası olarak simgelenmişti ve ruhun dirilişini ve ölümlü sürenin sonundaki yeni bir hayatı gösteren Khepera olarak isimlendiriliyordu. Mısırlı cesetlerin mumya örtüleri, neredeyse hep bok böcekleriyle süslenmiştir. Genellikle, kın kanatlılardan biri, serilmiş kanatlarıyla birlikte doğrudan cesedin göğsü üzerindeki mumya örtüsünde boyanmıştır. Küçük taş bok böceklerinden böylesine yüksek miktarda bulunması, bunların Mısırlıların gözde bir süs kalemi olduklarını göstermektedir.
Güneşle ilişkisinden dolayı, bok böceği, insan doğasının ilahi tarafını simgelemiştir. Güzel kanatlarının şeffaf kabuğunun altında saklanması gerçeği, dünyevi kının altında gizlenmiş, kanatlı insan ruhunun tipik bir örneği olmuştur. Bu hayvanların tamamının erkek olduğuna ve bunun sonucu olarak erkekliğin, güçlülüğün ve cesurluğun uygun belirtkeleri (amblemleri) olduğuna inanıldığından Mısırlı askerlere, özel bir simge olarak bok böceği veriliyordu.
Plutarkhos, böceğin yüzünün zıt yöne bakmasına rağmen, bok böceğinin tuhaf dışkı topağını geriye doğru yuvarladığı gerçeğini belirtmiştir. Görünüşte ters yönde hareket etmesine rağmen, bu küre (Mısır gök bilimine göre), batıdan doğuya doğru yuvarlandığı için bu, kendisini özellikle güneşe uygun bir simge haline getirmiştir. Bir Mısır alegorisi (“yerine”si), güneşin doğuşunu, bedeninin – güneş küresinin- her bir kenarında parlak renklerde uzanmakta olan kanatlarını açan bok böceğinin yarattığını ve kendisinin, güneşin batımında kanatlarını koyu kabuğunun altında büktüğünde gece olduğunu ifade etmektedir. Ra’nın bok böceği başlı yönü olan Khepera, çoğunlukla “Güneş Kayığı” olarak adlandırılan harika bir gemide gökyüzünde süzülerek giderken simgelenmektedir.
Not: Bu makalenin kaynağı: “Manly P. Hall; The Secret Teachings of All Ages (s. 267-268)“.
Kaynak:Secret Teachings of All Ages Index (cia.gov)
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
Her Hakkı Mahfuzdur.
