Selvi Kerestesinden Gemi

ABD’nin Kentucky eyaletindeki Yaradılış Müzesi’nde (Creation Museum) bulunan Nuh’un Gemisi’nin tıpatıp aynı örneği

Nuh, Tanrı kendisinden bir gemi inşa etmesini istediğinde 500 yaşının üzerindeydi. Geminin amacı, Nuh’u, ailesini ve hayvanları bilinen dünyayı süpürüp gidecek beklenen bir tufandan korumaktı (Tekvin 6:9 – 8:22). Nuh seçilmişti çünkü adil bir insan olup devrinin yozlaşmış ve hiddetli insanları arasında suçsuz kalmıştı. Nuh’un kendisine geminin yapımında yardımcı olan Sam, Ham ve Yafes isimli üç oğlu vardı. Kitabı Mukaddes, geminin yapımı sırasında Nuh’un yaşadığı yeri belirtmemişti. Ancak, tufandan sonra gemi Ağrı Dağı’nda karaya oturdu. Günümüzde, Ağrı Dağı Türkiye’nin Ağrı ilinde yer almaktadır.

Tanrı, Nuh’a selvi ağacından gemi yapmasını ve onun içi ile dışını zift ile kaplamasını emretti. Gemi dikdörtgen biçimindeydi: uzunluğu 137,16 m (450 fit); genişliği 22,86 m (75 fit); yüksekliği 13,72 m (45 fit). Tekvin’de tavanı açıklanmamış olmasına rağmen, geminin zemininin olduğu gibi onun da düz olması en muhtemel olasılıktır. Pek çok bilim adamı, tavanın geminin kenarlarına kadar uzandığına inanıyordu. Geminin kenarları, tepesinin 60,96 cm’lik (2 fit) kısmına kadar tamamlanmıştı. Bu açıklık, havalandırma ve ışık alması içindi. Geminin bir kenarında, giriş ve çıkış için bir kapı bulunuyordu.

Çoğumuz, çocukken Kitabı Mukaddes hikaye kitaplarında geminin resimlerini gördüğümüzü hatırlayabiliriz. Bu kitaplarda geminin önü (baş ya da pruva) daima sivri uçluydu ve çoğunlukla geminin kıç tarafı dardı. Gerçekte geminin baş kısmına ya da kıç kısmına hiç gerek duyulmuyordu çünkü ne gemi suyu yarıp geçiyordu ne de o, dümen ile idare ediliyordu. Onun yerine, gemi, suyun üstünde yüzecek ve yağmur ve sel sularının etkisine dayanacak şekilde tasarlanmıştı.

Gemi inşa edildikten sonra Nuh, ailesi ve hayvanlar gemiye girdiler. Sonra, Tanrı kapıyı kapattı. Yedi gün sonra yağmur başladı ve “Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı” (Yaratılış 7:11). Pek çok Hristiyan bilim adamı, tufanın çalkantılı olduğunu ve çok büyük dev dalgalı sellere neden olan yer kabuğu levhalarının hareketini kapsadığını ileri sürmektedirler. Geminin sakinleri, hemen hemen bir yıl gemide güven içerisinde kaldılar: ikinci ayın 10. günü içeri girdiler ve ertesi yılın ikinci ayının 27. günü dışarı çıktılar.

Selvi Ağacı

Günümüzün bilim adamları, geminin inşaatında hangi ağacın kullanıldığından %100 emin değildirler. Yerin peyzajı, büyük tufanla yok edildi ve eski bitkilerden bir kısmı ortadan kalktı. Kitabı Mukaddes’in birkaç çevirisi, Nuh’un geminin yapımında selvi kerestesini kullandığını belirtmektedir. Oysa, diğer çeviriler yapım malzemesini “gopher wood” olarak tanımlamaktadır. The New Strong’s Exhaustive Concordance of the Bible (2010), İbranice ‘gôpher’ sözcüğünün görünüşe göre selvi anlamına geldiğini belirtmiştir. Selvi ağacı, büyük, kuvvetli ve reçine doludur. Reçineler suda çözünmeyen, bitkilerce salgılanan doğal organik maddelerdir. Selvi ağacındaki reçine keresteye sızan ve gemiyi batıran suya karşı engel işlevi görmüştü.

Yabani Cupressus sempervirens var. horizontalis (Akdeniz servisi), geminin yapımında kullanılan selvi ağacı ile en yaygın biçimde ilişkilendirilmektedir. Latince semper sözcüğü, daima ya da ‘her zaman’ anlamına gelmektedir. Oysa, virens sözcüğü yeşil anlamına gelmektedir. Bu nedenle, sempervirens kelimesinin çevirisi “her dem yeşil”dir. C. sempervirens, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve kısmen yağışlı bölgelerde iyi yetişmektedir. Arkeolojik kanıtlar, tufan sonrası dönemde Ağrı Dağı’nda bol miktarda yetiştiğini ortaya çıkarmıştır.

Çoğunlukla, C. sempervirens sütunsu şekillidir ve boyu, 35,05 m.ye (115 fit) kadar ulaşmaktadır. Ağacın tepesi koni biçimindedir. Selvi kabuğu, soluk grimsi-kahverengi görünümdedir ve boyuna yarıklar içermektedir. Selvi kerestesi dayanıklılığı ile bilinmekte olup bitki, eskiden ilk Fenikeli gemi inşaatçılarının gözde ağaçlarından birisiydi. Ağaçtan elde edilen yağ, odunumsu, hafif baharatlı bir kokuya sahiptir.

Gevşek biçimde bağlanan dallar, selvinin orta sütunundan gelişmektedir. Çoğunlukla, dallar ağacın çevresinde birbirleri ile aynı hizada büyürler. Sonra, diğer hizadaki dalların ortadaki sütundan geliştiği yere kadar çıplak bir kereste boşluğu meydana gelir. Koyu yeşil yaprakları, yoğun sürgünler halinde gelişirler. Filizleri, iğne yaprakları andıran küçük uzun yapraklarıyla beraber yuvarlaktır.

Selvi ağaçlarında, kozalak bazı diğer bitkilerdeki çiçeklere benzer biçimde üreme yapılarını kapsamaktadır. Servi ağacı, erkek ve dişi kozalak oluşturur. Kozalak pulları, genellikle kaynaşmakta olup sarmal biçiminde ya da ikili (karşılıklı çiftler), üçlü ya da nadiren dörtlü halkalar halinde sıralanırlar. Tohum taslaklarını içeren dişi kozalağa, çoğu kez selvi ağacında işaret edilir. Genellikle, dişi kozalaklar, 2,54-58,42 mm (0,1-2,3 inç) uzunluğunda, hemen hemen ya da tamamen küre şeklinde ve yeşil renktedir. Dişi kozalaktan daha küçük olan erkek kozalak, genellikle kış sonu çiçek tozu (polen) meydana getirir. Tozlaşmadan yaklaşık 20-24 ay sonra dişi kozalağın yeşil tohum taslakları tohuma dönüşür ve olgunlaşarak kahverengi rengini alır.

Selvi Ağacı Simgeciliği

Günümüzde, selvi ağacı, üzüntü ve yas ile ilişkili olmasına; mesela, C. sempervirens’e Akdeniz mezarlıklarına dikildiği için Cenaze Selvisi veya Mezarlık Selvisi denmesine rağmen, eski devirlerde selvi ölümsüzlük simgesiydi. 1888’de, John Worcester, “Correspondences of the Bible: the Plants” (Kitabı Mukaddes’in Uygunlukları: Bitkiler) adlı kitabını yayınladı. ‘Correspondences’, Kitabı Mukaddes’te bulunan bitkilerin tinsel anlamlarına değinmektedir. Worcester, sütunsu şekilli ağacının yukarıya dönük olan ucunun yanında her sürgünü ve yaprağı ile selvinin gökte Tanrı ile ölümsüz yaşamı işaret ettiğini yazmaktadır. Selvi kerestesinden gemi, o zamanlardaki bilinen hayatı yok eden öfkeli selden geçerken 8 kişiyi taşımıştı. Beklendiği gibi, ağaç, ‘Tanrı’nın takdiri yoluyla ölümsüzlük’ ile ilişkiliydi.

Birkaç Kitabı Mukaddes’te ölümsüzlüğü aradığımda sadece Eski Ahit’te bir kez değinildiğine rastladım. Süleyman’ın Özdeyişleri şunu belirtmektedir: “Doğru yol yaşam kaynağıdır, Bu yol ölümsüzlüğe götürür.” (Süleyman’ın Özdeyişler 12: 28). Nuh’un doğruluğu sayesinde (Yaratılış 6:9) insan ırkı yeryüzündeki varlığını sürdürdü, ancak Nuh’un doğruluğu ve itaati insan ırkının ölümsüzlüğünü güvence altına almıyordu. Sadece, İsa’nın yaşamını ve öğretilerini anlatan İncili Şerif’in kabul edilmesi ile erkekler ve kadınlar tinsellik ölümsüzlüğünü güvence altına aldılar (2. Timoteos 1: 9-11). İsa’dan gelen kurtuluşun müjdesini kabul etmek, bizim doğruluğumuza bağlı değildir. Aksine, İsa’dan kaynaklanan bir hediyedir. Bu hediye, İsa’nın yaşamıyla, ölümüyle ve dirilişiyle ödediği bedelin karşılığıdır.

İsa’dan tinsel ölümsüzlük hediyesinin alınması, erkekleri ve kadınları doğru (ya da adil) davranmaktan aklamaz. Onun yerine, İsa, bize yeni bir davranış biçimini kapsayan taze bir hayat çağrısında bulunmaktadır. Artık, Kitabı Mukaddes’i ve hayatımıza dönük ilkelerini görmezden gelemeyiz. Aksine, Kitabı Mukaddes bizim “Yaşam Rehberi” kitabımızdır.

Düşünce: Sizin için, yeni hayata ya da tinsel ölümsüzlüğe minnettarlık arada bir Tanrı’ya çabucak “Sana şükürler olsun” demekten daha fazlasını mı ifade eder?

Kaynak: http://godasagardener.com/2011/03/10/ark-of-cypress-wood/

Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu

HER HAKKI MAHFUZDUR.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir