Tarihsel Hristiyan Mücevherleri

Yazar: Lena Santos

İnanç ve güzellik simgesi olan muhteşem altın el yapımı sanat eseri

Arkeolojik bulgular tarih öncesi insanlarının çeşitli biçimlerdeki süslerden taktığını göstermektedir. Süsler, boncuklar gibi ipe dizili, bir baştan öbür başa delinmiş deniz kabukları biçimindeydi. Konuşma dilinden evvel tarih öncesi insanları zaten süslenmeye önem veriyorlardı. İlk ilkel mücevherat biçimi zamanın başlangıcından beri insanların güzelleşme arzularının olduğunun bir hatırlatıcısıdır.

Mücevheratın Evrimi

Mücevher yapımı sanatı yüzyıllar boyunca evrim geçirmiştir. Bir anlamda, mücevherat vücuttaki herhangi bir takı ya da süstür. Mücevherat, sadece estetik nedenlerden değil, aynı zamanda kişinin hayattaki konumunun göstergesi olmasından ötürü de kullanılmaktadır. Bir kölenin birini dahi takması yasak iken bir kralın ya da kraliçenin kaliteli ve pahalı mücevherler takması bekleniyordu. Yüzyıllar boyunca mücevheratın kullanımı ve sureti değişti. Mücevheratın tipi ve değeri halen bir kişinin toplumdaki sınıfının göstergesi olduğu halde mücevher takmak bir kimsenin yaşının, resmi rütbesinin, medeni halinin, toplumsal ve siyasal bağlantısının ve hatta dinsel eğiliminin belirtisi de olabilir.

Eski Mısır Mücevheratı

Eski Mısır’ın dinsel mücevheratı, dini parçalarda olması istendiği gibi simgecilikle doluydu. Nilüfer, kutsal bok böceği, şahin, yılan ve “Horus’un gözü” en yaygın kullanılan dinsel simgelerden bazıları idi ve  bu nedenle de Eski Mısırlıların mücevherleriydiler. Bu dinsel mücevheratlar sadece dinsel simgeler olmayıp aynı zamanda dikkat çekici zenginlik ve sosyal konum göstergesiydiler.

‘Horus’un Gözü’ kabartması.
Gümüş Horus’un Gözü muskası

Hristiyan Mücevheratı

Hristiyan mücevheratının gerçek başlangıçları Bizans İmparatorluğu döneminde bulunuyordu. Batlamyus dönemi Mısır’ı Bizans döneminden yedi asır önce olmasına rağmen Bizans’taki ( günümüzdeki İstanbul ) Romalı hükümdarların Batlamyus dönemindeki Mısır’ı fetheden eski Romalıların doğrudan torunları olduğu bilmeye değerdir.

Bizans İmparatorluğu Dönemi

İlk Hristiyanlar Romalılar tarafından eziyete uğruyorlardı. Onlar, toplumdan dışlanmış kimseler sayılıyor, köle yapılıyor ve aslanlara bile yem oluyorlardı! Hristiyanların imanlarını yerine getirirken tedbirli olmaları gerekiyordu çünkü yakalandıkları takdirde onları kesinlikle ölüm bekliyordu. MS 313’te Hristiyanlığa I. Konstantin ve I. Licinius adlı Roma imparatorlarının birlikte yayımladığı Hoşgörü Fermanı ile müsamaha gösterildi. MS 330’a kadar Büyük Konstantin (I. Konstantin), Hristiyanlık dinine geçti ve böylelikle onun Roma İmparatorluğu’na hemen yayılmasını sağladı. İmparatorluğun merkezi (günümüzde İstanbul olan) adı Konstantinopolis’e çevrilen Byzantium şehrine nakledildi.

İkhthus ya da Balık Simgesi

İlk Hristiyanlar, haçı inançlarının simgesi olarak kullanmıyorlardı. Suçluların ölüm aracı olduğu için haç utanç simgesiydi. İlk Hıristiyanlar, inançlarının temsili olarak balık işaretini ya da ‘İkhthus’u kullanıyorlardı. İkhthus, ibadet yerlerini göstermekte kullanılıyordu ve Hristiyanları Hıristiyan olmayanlardan ayırt etmeye yarayan bir tür şifre haline geldi.

Büyük Konstantin, Hristiyanlık dinine döndüğünde yeni “Hıristiyanlar” kaliteli mücevheri olmadan yapamıyorlardı. Ancak, bu dönemin mevcut mücevherlerinin çoğu pagan ibadetini simgeledikleri için Hıristiyanlığa yeni dönen Romalılar onları rahatlıkla takamıyorlardı. Hristiyanlığa dönmeleri, yeni Hıristiyanları simgesel mücevherlerin kendilerini kuvvet, talih ve kötü ruhları defetme aracı sağlayan muskalara benzediği inancına sadık kalmalarından alıkoymadığı için yeni altın mücevherler yaptırmak apaçık çözüm idi. Hristiyanlığın uygulanması, paganizm ile dinsel simgeler biçiminde yozlaştırılmıştı.

Hristiyanlığın ve Hazreti İsa’nın simgesi olan balıklı bilezik

Haç

Haç, Hristiyan kavramının simgesi haline geldi. Haç, Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlık öncesi dönemi sırasındaki belli pagan simgelerinin ve işaretlerinin yerini aldı. Haçın iyileştirici kuvvete sahip, şeytanı defetmekle birlikte koruyucu olarak işlev gören mucizevi bir simge ve kurtuluş yolu olduğuna inanılıyordu. Haçı taşımanın bir mücevherat biçimi olarak giyilmesinden daha iyi bir yolu ne olabilir ki? O dönemin diğer önemli Hıristiyan simgeleri balık ya da İkhthus, Khi-Ro (XP) simgesi, melekler, yıldız patlamaları ve “Kralların Kralı İsa Mesih” anlamına gelen Yunanca yazılardır (IhSUS XRISTUS bASILEU bASILE).

Gümüş haç kolye ucu

Kutsal Resimler

Yukarıda belirtilenleri ise kutsal ve mübarek resimler takip etmiştir. Pagan inancına sahip Roma, tanrılarının ve tanrıçalarının resimlerine ve heykellerine sahipti. Hristiyanlaşmış Roma’nın sunaklarına ve kiliselerine azizlerin, şehitlerin ve meleklerin resimlerini yerleştirmeye başlamaları sadece bir an meselesiydi. Eski bir inanan için imanına kanıt ve kötülüğe karşı önlem olarak bazı Hristiyan mücevherleri takması önem taşıyordu. En önemli Hristiyan mücevheratı özellikle Kutsal Emanet Sandığı haçı denen haç idi. Bu özel haç kabuk gibi açılmalarını sağlayan menteşelerle birleştirilmiş iki kısım halinde yapılmıştı. Haç ya bir saç parçasını ya da bir azizin veya şehidin kemiğini tutuyordu ve onun iyileştirici güçle dolu olduğuna inanılıyordu. Elbette artık, bir inananın Kutsal Emanet Sandığı Haçı elde etmesinin hiçbir yolu bulunmamaktadır. Günümüzde ise azizler ve şehitler çok az ve nadir bulunmaktadır.

Çoğu eski Hristiyan mücevheratı, Hazreti İsa’nın alçak gönüllülük öğretisinin yansıması olarak gösterişsizdir. Basit haçlar tunçtan veya kurşundan yapılıyordu. Ancak özenli ve çarpıcı mücevheratları ise dinsel ayinleri yerine getirdikleri için üst düzey papazlar takıyorlardı. Bizans İmparatorluğu dönemindeki sikkelerde İsa Mesih ve Meryem Ana’nın dinsel resimleri bulunuyordu ve çoğu kez kolye ucu süs olarak işlev görmek üzere onlar delgeç ile deliniyordu. İkon kırıcılık (İkonoklazm) ise (zamanla) mücevher yapımında baskın hale geldi. Bazı Katolik kiliseleri, kutsal resimlerin üretiminin 8. ve 9. asırda sorgulandığı dönemdeki bu uygulamayı halen devam ettirmektedir.

Ortaçağ ve Rönesans Dönemi

Karanlık çağlardan geçmesine rağmen Ortaçağ’ın son dönemleri sırasında Hristiyan mücevheratı gösterişsiz ve basit kaldı. Ancak Bizans İmparatorluğu yıkıldığı ve müslümanlar Konstantinopolis’e ulaştığı zaman ikon kırıcılığı durdu. Müslümanlar mücevherat yapımına kendi geleneklerini getirdiler. Altın ve değerli taşlar yaygın olarak kullanılıyordu ve erkekler yüzükler, kolyeler, kolye uçları ve hatta taçlar takıyorlardı.

Avrupa, kaliteli biçimde işlenmiş ve renkli mücevherler görmeye başladı. Gotların, Lombardların, Hunların, Frankların ve Vandalların barbar kabilelerinin tamamı mücevherat yapımı sanatına katkı yaptılar. Galip Romalılar, bu küçük kabilelerin özel günlerde yaptıklarının daha fazlasını yapmıyorlardı ancak Romalıların yüksek sınıfları onların işlerini kalitesiz sayıyorlardı.

Rönesans, kaliteli mücevher yapım sanatında yeni bir döneme yol açtı. Her bir hükümdarlık mensubu birbirini mümkün olan tüm yönlerden geçmek istiyordu ve en özenli mücevheratların tedarik edilmesi de buna dahildi. Ayrıca, zenginler ve toprak sahibi soylular da gösterişli mücevherata düşkünlerdi.

Hristiyan mücevheratının icat edilmesinden hemen hemen 2000 yıl geçtikten sonra Hristiyan dünyası, onları üretmeyi ve takmayı bırakmadı. Kötülüğü defetmekte kullandıkları ve bazı düzeylerde mucizevi olan eski kavramlar halen ifade edilmektedir.

Kaynak: http://www.realmagick.com/7289/historical-christian-jewelry/

Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu

HER HAKKI MAHFUZDUR.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir