Yahudilikte Selvi

Yazar: Emil G. Hirsch

Selvi topluluğu

Genel olarak, ağaç, bitki bilimcileri  tarafından Cupressus sempervirens olarak tanınır ve güney Avrupa ile batı Asya’da yaygındır. Bugünkü Filistin’de, selvi, çoğu kez kasabaların dolaylarında bulunur ve sıkça mezarlıklara dikilir. Hangi İbranice sözcüğün bu isimli ağacı ifade ettiği konusunda bazı karmaşalar vardır. Kitabı Mukaddes’in resmi çevirisinde,  bağlamı sert odunlu bir ağacın kastedildiğini gösteren tirzah (Kitabı Mukaddes; Yeşaya 44:14) sözcüğü selviyi anlatmaktadır. Ancak, Kitabı Mukaddes’in gözden geçirilmiş çevirisi, bu çeviriden vazgeçmiş ve pırnal meşesini benimsemiştir. Diğer yandan, 2. Samuel 6:5’te İbranice berot sözcüğünün köknarın yerine selvi anlamına gelmesi önerildiği halde,  Yeşaya 41:19’un (Yeşaya 60:13 ile karşılaştırın) bir çıkıntısı, selvinin İbranice te’ashshur (teaşşur şeklinde söylenir) sözcüğü için adi şimşirden daha iyi bir karşılık olduğunu öne sürmektedir.

Baharda selvi ağaçlarının gövdeleri

Teaşşur sözcüğünün selviyle özdeşleştirilmesini destekleyen eski gelenek oldukça makuldür. Araplar, iki selvi ağacı sınıfı ayırt ederler. Katran elde edildiği için katran ağacı olarak bilinen birine şarbin (sharbin) derler. Gövdenin her iki tarafına yayılan geniş dallarıyla fark edilir. Diğer sınıfa ise sarva (sarw) denir ve büyümesi dümdüzdür. Her iki isim, Fleischer’a göre “olduğundan daha büyük görünmek” anlamındaki kökten türemektedir. Tevrat’ın Aramice kısmında  şurbana (shurbana), [şarvina (sharwina) olarak da yazılan]  Süryanice şurbina (shurbina) olan Asurcadaki survan (surwan), ayrıca şurmenu (shurmenu), şarbin sözcüğünün karşılığıdır. O, Talmud’da turanita olarak bilinen ağaçtır. Eski yetkililerden bazıları, bu türün sedir ya da katran ağacı (Juniperus oxycedrus) olduğunu varsaydıkları halde, diğerleri, onu selvi (κυπάρισσος) olarak açıklamaktadırlar. Süryanicenin şarbin olarak adlandırdığı ismin aynısını verdiği sarva ise, Cupressus fastigiata olarak da bilinen Cupressus sempervirens veya Linne’ye (Linnæus’ye ) göre Cupressus pyramidalis türüdür. İlk ayrım, eş asıllı dillerde açıkça korunmamış olmasına rağmen, onu İbranicede teaşşur olarak belirtilen ağaçla beroş (berosh) olarak bilinen ağaç arasındaki farka dayandırmak uygun olur. Beroş, Arapçada şarbin denen dalları yayılan ağaç olmasına rağmen, teaşşur, Arapçada sarva yani dümdüz büyüyen olarak adlandırılan çeşittir. Tirzah da muhtemelen bu familyanın bir ağacıdır. Selvinin odunu çok değerliydi ve mızrakların yanı sıra gemilerin (Hezekiel 27:5), döşemelerin ve kapıların yapımında kullanılıyordu. Çalgılar bile bu odundan imal ediliyordu (2. Samuel 6:5). Kitabı Mukaddes’te olduğu kadar Asur yazıtlarında da selviye sıkça diğer ağaçlarla ama en çok sedir ile bağlantılı olarak değinilir.

Eğer Kitabı Mukaddes isimlerinin tam karşılıkları kuşkulu ise, her dem yeşil sınıfındaki ağaçlar tayin edilirken (Talmud’un Yahudiliğin sözlü dini kurallarından oluşan bir parçası) Mişna ve Talmud’da bulunan terimlerin anlamlarının doğru saptanması hala büyük belirsizlikle işin içerisine girer. Kitabı Mukaddes’teki bu isimlerin köken bilimsel denkleri bulunabilir ve diğer sözcükler eklenmektedir ama hangisinin selviyi veya isimlendirilen iki çeşidinden birini gösterdiği kesinlikle belirlenemez. Beroş, Tanumah kitabının Terumah bölümünün 9. kısmında çam olarak açıklanmaktadır. Diğer parçalarda (Baba Batra 80b; Gittin 57a; Rosh ha-Shanah 23a)  ise selviye yine on dört ya da yirmi dört her dem yeşil ağaç kataloğunda (Ketubot 7 31c) akasya (şittah şeklinde söylenen shittah) sayılmakta olan toranita adı verilir.

Bu bağlamda şu ilginç görenekten bahsedilebilir: Bethar’da, erkek çocuğu doğduğunda sedir ağacı ekilirken, kız çocuğu doğduğunda selvi (haham Raşi’ye ve Babil Talmudu’na göre çam; Gittin 57a) ekiliyordu. Selvinin yeni ismi, dişi sedir ya da selvi anlamındaki aşuha (ashuḥa) görünmektedir. Ancak, hahamların selvi ağacını belirleyen çeşitli isimlerden onun büyük dayanıklılık ve sertliğe sahip bir ağaç olduğunu anladıkları açıktır. Eski bir deyiş bunu şöyle örnekler: “Selvinin yanına bu taşı koymanın alemi var mı?” (Filistin Talmudu Peah viii. 20d). Kastettiği anlamla bunu şöyle açıklayabiliriz:  “İki sert maddeyi yan yana koymak yakışık alır mı?” veya “Neden böyle anlaşılmaz sorular soruyorsun ki?”

Kaynakça:

Riehm, Handwörterbuch, 2d ed., pp.243, 283
Löw, Aramäische Pflanzennamen, pp. 59, 387
Fleischer, in Levy, Targum Wörterb. ii. 580

Kaynak: https://www.jewishencyclopedia.com/articles/4822-cypress

Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu

HER HAKKI MAHFUZDUR.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir