
Mikail Afanasyeviç Bulgakov’un birinci sınıf romanı Usta ve Margarita’da, Woland (diğer bir deyişle Şeytan) kadın kahramanımız Margarita’ya elmas çivili altın bir at nalı verir. Armağan, Şeytan’ın Büyük Balosu’ndaki ev sahipliği görevlerini icra ederken örnek cesaret ve asil bir davranış gösteren Margarita’ya verilmiş bir ödüldür. “Şeytan’ın Bozgunu” adlı romanın ilerideki 23. bölümü ise okuyucuyu oldukça bol çeşitli fena ve nihayetinde kötü sonlu bireylerle tanıştırmaktadır.

Balodan sonra ve bir takdir ruhuyla Woland, Margarita’ya hatıra olarak hediyeyi verir. O, bunu kabul etmeye isteksizdir ama Woland yumuşak ve nazik bir şekilde ısrar eder. Margarita, aslında onun evini at nalıyla birlikte terk eder ama her nasılsa bekleyen taşıtının yolu üzerinde onu kaybetmeyi başarır. Ancak at nalı, onu “kıymetli bir hatırası” olarak tanımlayan Woland’ın sadık arkadaşlarından biri tarafından hızla tekrar ele geçirilir.
Gerçekten mi? Bir at nalı anı olarak çok değerli sayılan bir armağan olabilir mi?
İnsanın aklına, hemen bunun özel armağan olduğu düşüncesi gelmektedir. Örneğin, onu çok, çok minnettar yapacak türden bir armağanla hoş bir kadını onurlandırmak istediğinizi varsayın. Türünü biliyorsunuz.
Açıkça, eğer armağanınız, altın ve elmaslarla çivilenmiş bir şey ise o hemen hemen kesinlikle hoş karşılanır. Herhangi bir kadın, kendinize has böyle bir düşünceliliği sevecektir. Altınlar ve elmaslar daima güzeldir. Ama ya bir at nalı şeklinde iseler? Dalga mı geçiyorsunuz? Böylece, ona nal çakılması gerektiğini mi düşünüyordunuz? Gerçekten… ne düşünüyordunuz?
Ama belki… Sadece belki… deliliğin haklı bir nedeni vardır. Belki burada biraz daha anlaşılması gereken şeyler vardır. Yine de Mikhail Bulgakov, açıkça daha derin bir anlamla tamamen donanımlı gelmeyecek biçimde simgeciliğinde dikkatsizlik yapacak bir yazar değildir. Bu, edebiyat kariyerinin en son eseri olan onun son yazı başyapıtına eklendiğinde özellikle doğrudur. Bu yüzden, bu konunun üzerinde biraz daha uzun bir süre durmamız uygun olabilir. Aslında, büyük ihtimalle daha derin anlayışların kıymetli hazinesi bizi beklemektedir… ama isterseniz.
Açıkçası, at nalları uğurlu sayılırlar ve geleneğe göre binyıllardır öyle addedilirler. Bu geleneğin tanınmış kökenlerinden biri Aziz Dunstan ile Şeytan’ın hikayesidir. MS 959’da Canterbury Başpiskoposu olan Dunstan’ın mesleği nalbant idi [Açıkçası, yüzyıllar boyunca Canterbury Başpiskoposu görevine yükseltilmiş pek çok eski nalbant bulunmaktadır… ama efsanenin bu tuhaf yönü üzerinde durmayacağız… Sadece, çok acayip olsa da böyle küçük ayrıntılarda hiçbir hata bulmayanlara nezaket olarak].

Her durumda, hikaye, kendisinden yeniden nal çakması istendiğinde Dunstan’ın hemen Şeytan’ın toynağına at nalı çaktığını anlatmaktadır [Görünüşe göre, Dunstan’ın kime ve neye nal çaktığı konusunda bir karışıklık vardı]. Çivinin toynağına saplanmış olması, doğal olarak Şeytan’a büyük acı verdi. Dunstan, ancak sadece Şeytan, kapısının üzerinde at nalı olan bir yere asla girmeyeceğine söz verdikten sonra nalı çıkarmayı ve kurbanını bu gece ağrıdan kurtarmayı kabul etti.
Bu, iyi bir hikayedir ve at nalı (altın ya da başka türlü) kadar sıradan bir şeyin kendi dikkate değer kudretleri olduğu kavramını fazlasıyla örneklemektedir. Ayrıca, bu bakış açısından, Woland’ın hem iyi yapılan bir iş nedeniyle Margarita’yı ödüllendirdiği hem de eş zamanlı olarak onu Şeytan’ın kapısında olmasından veya eşiğini geçmesinden asla korkmasına gerek olmadığına inandırdığı var sayılabilir. O, onun balosunun ev sahibesi olarak en iyi kraliyet gelenekleriyle görevini yerine getirmiştir – “aynı bokun soyu” – ve bu nedenle işi tamamlanmıştır. Artık zorunluluklara gerek yoktur.

Ayrıca, Margarita’nın isminin, tarihsel olarak ya Margarite de Valois ya da Margarite Navarre olan bir Fransız kraliçesi ile bağlantılı olduğunun belirtilmesi de önemlidir. Woland, görünüşe bakılırsa onun da zamanında Balo ev sahibesi olarak görev yapmasından ötürü Kraliçe Margarite’den bahsetmiştir. Hatta Woland, tüm balo ev sahibelerinin isminin Margarita ya da Margarite olduğunu söylemeye özen göstermiştir. Herhalde, balo ev sahibesinin ismi ve armağanları özünde gelenek görenektir.


Ayrıca, Usta ve Margarita’da, sanki altın, kraliyet ailesi ve Margaritaların karışımına yıldızlar eklenmek istermişcesine altın nalın elmas çivili olduğundan da bahsedebiliriz. Görünen o ki Korona Borealis takımyıldızı, diğer bir deyişle Kuzey Tacı takımyıldızı at nalı biçimindedir. Üstelik, en parlak yıldızlarından birine Margarita Coronae ya da Tacın İncisi denmektedir. Aslında, Margarita basitçe “İnci” anlamına gelir. Şeytan’ın Bozgunu’nda, Margarita, aslında elmas bir taç takmaya mecbur bırakılır ve herkes ona Fransız kraliyet ailesi olarak muamele eder. İnci kelimesi, nadir, güzel ve takdire değer bir şeyin mecazı olduğuna göre Bulgakov’un romanının kadın kahramanına iyi isim verildiği açıktır.




Diğer çağrışımlar arasında, Korona Borealis’in bazı kültürler tarafından Yunan şarap tanrısı Dionisos’un (Dionysos) Girit kralının kızı Ariane’ye verdiği tacı temsil ettiğine inanılması yer almaktadır. Her bakımdan, Ariane, eski kültürlerin büyük kısmında örneğin, aşk tanrıçaları Venüs ve İnanna’nın yer aldığı Büyük Tanrıçalar’a bağlıdır. Girit, aslında resmen onaylanmış tanrıça ibadetinin son kalesiydi. Adanın güneydoğu kıyısının bir kısmına halen Kali Lumenes denmektedir. Arkturos (gece göğündeki en parlak yıldızlardan birisidir), Korona Borealis takımyıldızının en parlak yıldızı ile Terazi takımyıldızının anahtar yıldızlarından birinin ortasında yer almaktadır. İkincisi, geleneksel olarak hem Virgo tanrıçasının hem de onun kuzey Fransa’daki Chartres Katedrali’nde bulunan “dünyanın rahmi” labirenti ile ilişkilidir.

Diğer kültürlerde, Korona Borealis’in bir anlamda Çoban ya da “ayı muhafızı” (Boötes) takımyıldızına ait olduğuna inanılmaktadır. Şayen kabilesi kamplarını yarım daire şeklinde düzenledikleri için ona “Kamp Dairesi” demektedirler. Galler mitolojisinde, Kuzey Tacı’na “Gümüş Daire Kalesi” (Keyır Aryanrod şeklinde söylenen ‘Caer Arianrhod’ ) deniyordu ve orası Bayan Aryanrod’un (Arianrhod) göksel eviydi.
Alfekka (Alphecca) (Tacın İncisi) takımyıldızın yedi en parlak üyesinin merkezindedir ve çağdaş devirlerde Margarita Coronae olarak adlandırılanıdır. Bazen Aziz Marguerite adıyla da anılmaktadır.
Korona Borealis’i oluşturan diğer 6 en parlak yıldız, Nusakan ve sadece Yunanca Harf isimlerine göre verilen şu yıldızlardır: gama, delta, epsilon, yota ve theta. Onların takımyıldızındaki yerleri elmas çivili altın nalının kişiselleştirilmiş bir biçimi halinde aşağıda gösterildiği gibidir:


At nalı şeklinin eski dünyadaki en kutsal şeylerden biri olduğu gerçeği özellikle belirtilmelidir. Vajina, rahim anlamına gelen bir Tantra kavramı olan ‘yoni’nin üsluplaştırılması olarak o, genellikle girişleri ve çıkışları gösteriyordu ve sayısız Druid tapınaklarında, Hindu ve Arap kemerlerinde yüceltilen bir kavramdı. Yunanların kutsal alfabesi, doğum kodu alfa harfi ile at nalı şeklindeki omega harfi arasındaki tüm şeyleri kapsıyordu. İkincisinin ismi, “Büyük Om” anlamına gelmekle beraber her bir devrin sonunu ve tanrıça Kali’nin diğer yanını, yani Kali kısmını temsil etmektedir.
Hristiyan Tanrısı’nın kendisini “Alfa ve Omega”, yani “Başlangıç ve Son” (Kitabı Mukaddes, Vahiy 1:8) olarak tanımlaması, doğum ve ölümün annesinin eski ünvanlarından alınmıştır. Omega bağlantısı, Hazreti İsa’nın annesinden ve/veya karısından çok geriye gitmektedir ve aslında fazlasıyla bir eski uygarlık simgesidir. O, Hristiyanlar tarafından muhtemelen inançlarını güçlendirmek için benimsenmiştir. Büyük Om kavramı açıkça Hıristiyanlıktan çok gerilere gitmektedir ve herhangi bir acemi erkek türediden ziyade daha çok Büyük Tanrıça ile bağlantılıdır.
Daha önceden değinildiği gibi omega şekilli at nalı, kapı aralıklarının üzerine “uğur getirsin diye” asılmakta ve böylece tıpkı putperest dönemlerinde olduğu gibi eşiğini korumaktadır. Yine de onun ağzının yukarı mı yoksa aşağı mı bakması gerektiği her zaman tartışma konusu olmuştur. Hristiyan takvası, omeganın, uğurunun tükenmemesi için U harfi gibi ters ya da baş aşağı olması gerektiğinde ısrar eder. Diğer yandan, putperest geleneği, yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi kapı aralığının üzerindeki (Yunanca omega harfi şeklindeki) simgesel yoni şeklinin asıl yukarı bakan kemerinin korunması gerektiğini söylemiştir.
Eğer at nalı, uçları yukarı gelecek şekilde asılırsa şansın dökülmeyeceği iddia edilir. Eğer uçları aşağı bakacak şekilde asılırsa, uğuru evinize giren size ve diğer herkese akar. Uğurun hiçbir sınırı olmadığına inanlar için eşikten tüm geçenlere dökülen uğur, cini bastırmaya teşebbüs etmekten ya da onu içeri alıp yağmurlu bir gün için bir kenara saklamaktan çok daha iyi görünmektedir. Ancak, tüm geleneklerde uğur at nalının içerisinde saklanmakla ya da yaratılmakla birlikte uçlarından dökülebilmektedir.
Bilirsiniz… Güzel kadınınıza verilen bu armağan, daima daha iyi gibi gelmeye başlamaktadır!
At nalını asmanın iki yolu, aslında (her ikisi de Ay’ın tutulum çemberinin üstünde ve altında izlediği yolla bağlantılı, yükselen ve alçalan düğüm olarak da bilinen) Ejderha’nın Başı ve Ejderha’nın Kuyruğu denen burçları yansıtmaktadır. Astrolojik olarak Ejderha’njn Başı (Kuzey Düğümü), bir bireyin gerçek kaderini ve onun çabalayabileceği yönü belirtilmektedir. Bu, insanın geçmiş yaşamı ve çıkarıp atılması gereken bir şey olan Ejderha’nın Kuyruğu’na (Güney Düğümü) zıttır. Örneğin, Kuzey Düğümü, “yapılacak uğurlu şeyleri ve sizin için en iyi insanları size gösterir. Çayüzümü yoğurdu gibi güzeldir ve sizin için iyidir.” Oysa, Güney Düğümü, “haritanızın gerçek çöp torbasıdır. Ona bakmalısınız ama bu noktada onda aşırıya giderseniz veya insanlarla dalaşırsanız tamamen pis kokmaya başlar. En az dirençli çizginizdir.”
Açıkça, ‘omega’nın takip edilmesi, at nalının yoni gibi dik asılması ve öylece (bir kimsenin defterinde çok akılsız bir hareket bir olan) Büyük Tanrıça’nın gücendirilmemesi daha çok tavsiye edilir. Bu, en az dirençli yolu izlemeye, geçmişe sıkı tutunmaya ve son bir yoksunluk korkunuz değilse zor bir şeyi olan cimriymişsiniz gibi uğuru at nalında bastırılmış tutmaya yeğlenen yoldur.
Dişil yoni, ayrıca, Tanrıça’yla, Mecdelli Meryem ve/veya Kutsal Kase ile de kolaylıkla ilişkilendirilmektedir. Bu Kase bağlantısı, aslında, 1716’da İngiliz Virginia Kolonisi’nde yapılan “Altın Nal Şövalyeleri” seferinin nedeni olabilir. Kraliyet Valisi ve birkaç seçkin vatandaş, sözde Shenandoah Vadisi’ne keşif seferinde Mavi Sırtlı Dağları geçerek batıya yolculuk etmişlerdir. Tüm bu iyi mevkili bireylerin ıssız yere göğüs gerdikleri gerçeği, çok şey söylemektedir. Oysa, yapılan kötü şöhretli partiye katılma, muhtemelen bilgisizlerin kafasını karıştıracak bir hile olmuştur.
Belirtilecek diğer şeyler ise şunlardır:
- Sefer, Shenandoah Nehri’nin kıyılarına varışını Virginia eyaletinin Elkton kasabası civarında şerefine birçok şarap, konyak ve kırmızı Bordo şarabı içerek kutladı. Eğer Shenandoah Nehri’nin haritasına bakarsanız, önce kuzey ve güney ırmak ayaklarının kavşağı civarındaki at nalı şeklini ve Elkton’un kabaca ırmağın güney kolunun en ötedeki güneydoğu kısmında bulunduğunu görürsünüz. At nalı uğurunun, altında duranlara miras olarak uğur bırakması düşüncesine göre, Elkton, dinsel olarak veya başka türlü esinlenmiş bir parti için harika bir yer görünmüş olabilirdi.
- Elkton, şimdi, içerisinden uzanan ABD karayolu ağının 33 no.lu Virginia otoyoluna (US Route 33) sahip olduğu gerçeğinden gurur duymaktadır. “33”, numerolojik olarak Hazreti İsa’nın geleneksel sayısıdır.
- Shenandoah ırmağının iki ayağının birleştiği yer, Riverton tarihi bölgesi (Front Royal kasabasının kuzeyinde bulunur) civarındadır ve gerçekte Interstate 66 eyaletler arası otoyolunun bacaklarını ikiye ayırmaktadır. Yoksa, iki “33”ün buluştuğu ve birleştiği yer burası mıdır?
- Nehir, kuzeydoğuya doğru devam eder; Virginia, Batı Virginia ve Maryland eyaletlerinin Harper’s Ferry tarihi kasabasında bulunan kesişim noktasına kadar Batı Virginia’ya kayar. Ondan sonra, Shenandoah Nehri, Potomak Nehri’ne dökülür ve ikincisi, Masonluk başkenti Washington D.C.’ye ulaşana kadar Virginia ve Maryland eyaletlerini böler (Yukarıya çıkan kolu, Batı Virginia ve Maryland eyaletlerini ayırır). Masonluk, geleneksel olarak, “dul kadın” ve oğluna büyük hürmetle muamele etmektedir.
- Seferin her bir görevlisine dağıtılan kravat iğneleri, altından yapılmış olmasının yanında at nalına benziyordu ve üzerinde “Böylece dağları geçmeye yemin eder.” (Thus he swears to cross the mountains) anlamına gelen “Sic jurat transcendere montes” yazıyordu. Bu tabir, aynı şekilde söylenen deyimlerin Dul Kadın’ın Oğlu’nun ve benzerlerinin kabul edilmesinin ayrılmaz parçası olduğu Masonluğu çok fazla andırır. İlginç biçimde ‘transcendere’ sözcüğü, daha doğru biçimde geride bırakmak (surpass) kelimesini kastedebildiği zaman da “geçmek” (İngilizce karşılığı ‘cross’) olarak çevrilmektedir.
- Shenandoah kelimesi, Kızılderili dilindeki “Yıldızların Güzel Kızı” deyiminden türemiştir.
- Bu imaların toplamı, öncelikle Mecdelli Meryem’i onurlandırmaya vurgu yapılması ile beraber, seferin, Kutsal Kase ile kuvvetli bir şekilde ilişkilendirilmiş olmasıdır. Bu beyler, aslında Dan Brown’ın Da Vinci Şifresi romanının öyküsünde tamamen buyurucu olduğunu keşfetmiş olabilirlerdi.
Apaçık, Bulgakov, kolaylıkla sadece küçük bir ayrıntı olabilen şeyler içerisine epey derin bir simgecilik katmasının yanı sıra Usta ve Margarita’yı yazma sürecinde dersini çalışmıştır. İş, gerçekten büyük edebiyata geldiğinde, dünya düzeni böyle görünmektedir. İşler, asla tam olarak ilk bakışta göründükleri kadar kolay değildirler.
Artık, size sadece o güzel kadına, elmas çivili altın nal armağanınızla beraber gidecek bilgi kartına yukarıda yazılanları özetlemek kalıyor. Bol şanslar!
Bu arada, ödeviniz, romanı okumak ve Woland isminin kökeni hakkında bir deneme yazmak. İpucu: Bulgakov’un gözde operası neydi?
Notlar:
- Woland, Mihail Bulgakov’un Usta ve Margarita romanındaki (1967) hayali bir karakterdir. Woland, Moskova’yı ziyareti, olaylar dizisinin sürüklenmesini sağlayan ve dünyayı tersine döndüren gizemli yabancı ve profesördür. Farklı insanlar, onu değişik biçimlerde görürler: “İlki, onun kısa boylu, altın dişli ve sağ ayağının topal olduğunu söyler. İkincisi, adamın dev boylu, platin taçlı ve sol ayağının topal olduğunu açıklar. Üçüncüsü, kısa ve öz olarak onun hiçbir ayırt edici özelliği olmadığını belirtir.”
Woland’ın adı, bizzat Goethe’nin Faust adlı eserinde görünen şu iblisin adının başka bir biçimidir: şövalye Voland ya da Faland. Bu bağlantı, romanın başlangıcında Faust’tan yapılan alıntı ile sağlamlaştırılır. Ancak, Woland, nadiren adıyla isimlendirilir. Çetesi, onu “baba” veya “efendi” anlamına gelen ve rahiplere, avukatlara, vb. verilen bir Fransızca onur ünvanı olan “messire” (Efendim) olarak isimlendirir.
Cadıların, vampirlerin ve dev bir konuşan kedinin yer aldığı şeytani maiyeti, olaylar dizisindeki rolü, Voland’ın Almancada (artık hükmü kalmamış ) şeytan ya da kötü ruh anlamına geldiği gerçeği, tamamıyla onun aslında Şeytan olduğuna işaret etmektedir. Daha tartışmalı yorumlar, onu Hazreti İsa’nın havarisi Petrus (Kitabı Mukaddes, Matta 16:23’teki Hazreti İsa’nın kendisine söylediği ” Çekil önümden, Şeytan!” sözünden ötürü) veya Hazreti İsa’nın İkinci Gelişi olarak bile görmektedirler. (Kaynak: https://en.m.wikipedia.org/wiki/Woland)
- Bulgakov’un Faust operasına sevgisi, hastalık seviyesine yaklaşmıştı. Kızkardeşi Vera’ya göre genç Bulgakov, Fransız opera bestecisi Charles Gounod’un operasının Kiev’deki en az 41 gösterisine katılmıştı. İlk karısı, yazarın Faust’tan şu iki aryayı sık sık söylediğini hatırlıyordu: Mefistofeles’in “Le veau d’or”u (Altın Buzağı) [Rusçası: ” Na zemle ves’ mir lyudskoi” (Dünyadaki tüm insanlar) ] ve Valentin’in duası. Amerikalı kadın yazar Ellendea Proffer’in belirttiği gibi, Fransız operasının, piyanoda açık duran operanın partisyon numarasının aynısı Beyaz Muhafız romanında olduğu gibi onun için güvenliği simgeleyecek kadar Bulgakov’un ruhunda önemli yer işgal ettiğini söylemek abartı olmaz. Beklendiği gibi, kariyeri boyunca verdiği eserler, Bulgakov’un Gounod’un Faust operasına gösterdiği sürekli aşkı yansıtmaktadır.
(Kaynak: https://www.jstor.org/stable/131841?seq=1#page_scan_tab_contents)
Kaynakça:
http://en.wikipedia.org/wiki/Saint_Dunsta
http://www.halexandria.org/dward758.htm
Barbara G. Walker, The Woman’s Dictionary of Symbols and Sacred Objects, Harper San Francisco, 1988.
Debbi Kempton-Smith, Secrets from a Stargazer’s Notebook, Bantam Books, 1982.
http://en.wikipedia.org/wiki/Knights_of_the_Golden_Horseshoe_Expedition
Kaynak: http://www.halexandria.org/dward890.htm
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
