Bir zamanlar küçük bir fare devenin yularını yakaladı ve onunla çıkıp gitti. Devenin verdiği çeviklikten dolayı kendini bir şampiyon olduğunu düşünerek kandırdı. Onun açık kibri devenin dikkatini çekti.

Az sonra fare herhangi bir aslanı ya da kurdu korkutacak kadar büyük bir ırmağa geldi. Fare orada ne yapacağını bilmez bir halde duruyordu.
“Dağdaki ve ovadaki arkadaşım,” dedi deve ve ekledi: “Neden halen duruyorsun? Irmakta seninleyim. Sen benim rehberim ve önderimsin; yarı yolda kötürüm durma!”
Fare ise, “Ama bu dev ve derin bir ırmak.” dedi ve ekledi: “Boğulmaktan korkuyorum, yoldaşım.”
“Suyun ne kadar derin olduğuna bakayım” dedi deve ve hızla ayağını içine soktu. “Neden ki, su sadece dizime kadar geliyor?” diye devam etti ve sordu: “Sorun nedir?”
“Sana göre, o bir karınca ama bana göre bir ejderha” dedi Fare. “İki diz arasında büyük fark var. Derinliği dizine ulaşana kadar, başımı yüz arşın (68 m) aşar.” diye sözlerini sürdürdü.
“Gelecek sefer bu kadar kibirli olma.” dedi deve ve ilave etti: “Kendin gibi farelere öykün; bir farenin develere eşlik etmelerini gerektirecek hiçbir görevi yoktur.”
“Pişmanım…” dedi fare ve şunu söyledi: “Lütfen beni bu ölümcül sudan geçiriver!”
Daha sonra fareye acıyan deve şöyle buyurdu: “Atla ve hörgücüme otur. Bu geçit bana emanet; senin gibi yüz binlercesini geçiririm.”
Hükümdar değilseniz, sadece bir vatandaş olun. Eğer kaptan değilseniz, gemiyi sürmeyin.
Mesnevi
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Kaynak: https://www.theosophytrust.org/1003-the-mouse-and-the-camel
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
