
Günümüze ulaşan bu çeşme Saray’daki en ünlü anıttır. Milyonlarca insan zamanla erişeceği bu zaferi tahmin edemeyen yaratıcıları hakkında fikir sahibi olabilmek için Kırım Hanlarının mekânını ziyaret etmektedir.
Çeşme 1764’te inşa edilmiştir. Başlangıçta bir tepenin yamacındaki sessiz bir bahçeye yerleştirilmiş olup Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasından sonra şimdiki yerine taşınmıştır. Asıl yeri Dilara Bikeç’in (1758-1764 yıllarında Kırım Hanı Giray’ın idaresinde olan sarayda yaşamış bir kadın) anıt mezarının yanındaki Saray’ın Bahçe Terasları’ndaydı. Onun anısına özel bir cami ve anıt mezar inşa edilmesi gerçeğine rağmen elimizdeki tarihsel kaynaklar bu kişi hakkında herhangi bir güvenilir bilgi taşımamaktadır. Dilara Bikeç’in kişiliğine ilişkin gizem sayısız romantik efsaneye konu olmuştur. Tüm bu efsaneler Dilara Bikeç’i Kırım Hanı Giray’ın sevgili eşi olarak açıklamaktadır.
Bir efsanede (Olağanüstü bir hükümdar ve korkusuz bir savaşçı) Kırım Hanı Giray, Dilara isimli bir prensese âşık olur. Bu aşk daima Han’ın hayatında sahip olduğu en değerli şey olmuştur. Ancak onun mutluluğu uzun da sürmemiştir: güzel prenses Harem’deki kıskanç bir kadın tarafından zehirlenerek zamansız ve beklenmedik biçimde ölmüştür. Derin biçimde kederlenen Kırım Hanı Giray sevgili Dilara’sını mezarının üzerine mozole (anıt mezar) dikerek en yüksek onurla gömmüştür. Acılı Han’ın emriyle anıt mezara bir çeşme de eklenmiştir. Bu çeşme, efsaneye uyumlu biçimde Dilara’nın ölümüyle Han’ın boğulduğu bu acıklı duyguları ifade etmektedir. Efsane, çeşme simgesini şiirsel olarak yorumlamaktadır. Mermerden yapılmış çiçeğin gözyaşlarını damlatan bir göz anlamına geldiği varsayılmaktadır. Gözyaşları kalbin kurnasını (çeşmenin tepesindeki büyük kurna) dert ve keder ile doldurmaktadır. Zaman ise kalp acısını tedavi eder ve üzüntü dindirilir (küçük kurna çifti). Ama onun hatırlanması acıyı yeniden canlandırmaktadır (ortadaki büyük kurna). Kişi dünyadaki yolculuğunu bitirene ve ölümsüzlük eşiğine (Çeşmenin altındaki sarmalın, sonsuzluğu simgelediği sanılmaktadır) gelene kadar bu böyle devam eder.
Efsanevi açıklama dışında elimizde başka bir bilgi bulunmamaktadır. Bu çeşmeyi yaratan İranlı heykeltıraş Ömer kesinlikle kendi kavramına başka anlamlar da yüklemiştir. Bu, kesin olarak kanıtlanabilir çünkü bu çeşme bu türün Dünya’daki tek örneği değildir. Çok benzer bir yapıya Saray’ın Havuz Avlusu’nda da rastlanabiliyordu. Onun ayrıca Topkapı Sarayı’ndakilerle de yakın bir benzerliği bulunuyordu. “Gözyaşı Çeşmesi” tanınmış Selsebil çeşmeleri sınıfında yer almaktadır. Selsebil cennetteki kutsal bir pınarın ismidir. Bu tür çeşmeler kutsal yerlere ya da mezarlıklara dikiliyorlardı: “Gözyaşı Çeşmesi”nin ilk kurulduğu yer tam olarak da bir mezarlık idi. Dünya’da buna benzer pek çok çeşme bulunmasına rağmen sadece bu çeşme tüm Dünya’da üne kavuştu.
Çeşme iki yazıyla süslenmiştir: üstteki yazı Kırım Hanı Giray’ı yücelten şair Şeyhi’nin şiiridir:
Allah’a şan olsun! Güldü yine Bahçesaray’ın yüzü:
Düzenlendi akıllıca Büyük Kırım Hanı’nın lütfu.
Çevresine su verdi, sürekli gayreti sayesinde,
Ve isterse Allah, yapar daha iyi şeyler bile.
Buldu keskin zekasıyla suyu ve düzenledi güzel bir çeşme.
Kim denemek isterse, çıkar su oradan ve görür şunu:
Şam’ı da gördük Bağdat’ı da (ve) görmedik onun benzerini hiç!
Her susayana okur Şeyhi, bu çeşmenin ağzından şu sözleri:
Gelin ve için şifalı kaynağın en saf suyunu!
Aşağıdaki yazı ise, Kuran’ın 76. Suresi’nin şu 18. ayetini aktarmaktadır:( Doğru kimselerin cennette su içecekleri )
Bir pınar ki orada “selsebil” olarak adlandırılır.
1820’de, büyük Rus şairi Alexander Puşkin Han Sarayı’na yaptığı kısa bir ziyaret sırasında bu çeşmeyi gördü. Şairin seyahat mektuplarında ve notlarında çeşme hakkında hiçbir heyecan verici ve hayranlık uyandırıcı şeyin bulunmaması dikkate değerdir. Ancak Puşkin daha sonra 1824’de yayınlanan ünlü “Bahçesaray Çeşmesi” şiirinde izlenimlerini yaratıcı biçimde yansıtmıştır. Çeşme ve onun hakkındaki efsaneler ayrıca hem Bahçesaray’ı hem de sarayını öven Polonyalı şair Adam Mickiewicz ve pek çok diğer sanat emekçisi için ilham kaynağı olmuştur.
Aynen heykeltıraş Ömer’in eserinin dünya çapında üne kavuşacağını beklemediği gibi Puşkin de şiirin taslak kopyasını bitirdikten sonra böylece Saray’ın ve şehrin kalıcı “dokunulmazlık ayrıcalığı”nı yazmış olduğunu önceden görememişti. Böyle bir ayrıcalığa duyulan zorunlu ihtiyaç bir asırdan kısa bir süre sonra ortaya çıktı: 1944’te Sovyet rejimi tarafından Kırım Tatarlarının tehcirinden sonra Kırım’daki şehirlerin, kasabaların ve köylerin isimleri Rusça (Sovyet olduğunun söylenmesi daha doğru olur) olanlarla değiştirildi. Rejim zaten Bahçesaray’a yeni isimler de uydurmuştu: “Puszkinsk”, “Sadowsk” veya başka neler varsa… Atalarının vatanında yaşama hakkından yoksun olan halkın tarihinin sessiz bir tanığı olan Saray’ı yok etme önerileri bile vardı. Neyse ki Moskova otoritesi henüz dünyaca ünlü “Bahçesaray Çeşmesi” şiirini yeniden isimlendirebilecek kudrette olmadığını anladı.
Kaynaklar:
http://www.hansaray.org.ua/e_obj_sls.html
http://interpreter.io.ua/s28316/quotfountain_of_tearsquot
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
