Gurur (pride), Latincede “yararlı olmak” anlamına gelen prodesse sözcüğünden türemektedir. Utanç, ayıp ve suç gibi sosyokültürel düzgülerden (norm) ve değerlerden güçlü bir şekilde etkilenen yansımalı (özle ilgili) bir duygudur.
Tarihsel olarak gurur hem kusur hem de erdem olarak düşünülmüştür. Kusur olarak gurur kibre ya da cakaya yakındır. Eski Yunanistan’da insanlar, kendilerini tanrıların üzerinde görürlerse veya onlara saygısızlık eder ya da onları kötülerlerse kibirle suçlanabiliyorlardı. Pek çok eski Yunan, kibrin öldürmeye ya da cezaya sebep olduğuna inanıyordu. Günümüzde kibir, özellikle azamet veya böbürlenmeye eşlik ettiği zaman bir insanın abartılı durum, yetenek ve başarı duygusunu belirtir duruma gelmiştir. Onun gerçekle bağlantısı olmadığı için kibir adaletsizliği, çekişmeyi ve düşmanlığı teşvik etmektedir.

Caka, kibre benzerdir ancak diğerlerinin gözündeki şişmiş kişilik duygusunu adlandırmaktadır. Caka (vanity) boşluk, sahtelik ve budalalık anlamındaki Latince vanitas sözcüğünden türemektedir. Kitabı Mukaddes’in Vaiz bölümündeki vanitas vanitatum omnia vanitas deyimi, genellikle “cakaların cakası; hepsi caka” şeklinde ifade edilmekle birlikte böyle bir cakadan değil, dünyevi mallar ile uğraşların ve buna bağlı olarak bizzat insan yaşamının geçiciliğinden ve anlamsızlığından bahsetmektedir. Güzel sanatlarda, (çoğunlukla kafatası, yanan mumlar veya solan çiçekler gibi önde gelen ölümlülük simgelerine sahip bir tablo olan) vanitas, bizi yaşamımızın kısalığına veya kırılganlığına kafa yorarak bakış açılarımızı genişletmeye davet etmektedir. Aşırı gururluluk, cakanın kadim bir eş anlamlı sözcüğü olmakla birlikte aslında onunla “boşu boşuna övünmek”, yani sebepsizce övünmek kastedilmiştir.



Pek çok din, gurura, kibre ve cakaya kendi kendine tapma olarak bakmaktadır. Hristiyan geleneğinde gurur yedi ölümcül günahtan birisidir. Dahası, Şeytan meleği gurur nedeniyle Cennet’ten kovulduğu için o, ilk ve en affedilmez günahtır. Gurur, Tanrı’nın en nefret ettiği günahtır çünkü o, tüm diğer günahları taşımakta, bizi gerçeğe ve akla kör etmesinin yanında Tanrı’dan ve dininden uzaklaştırmaktadır. Tıpkı Yunan geleneğinde olduğu gibi gurur, şu Kitabı Mukaddes’in Süleyman’ın Özdeyişler 16:18 ayetinde belirtildiği gibi cezaya neden olur: “Gururun ardından yıkım, Kibirli ruhun ardından da düşüş gelir.” Böylece, sanatta gurur, bazen ölüm figürü ile, aksi takdirde aşıklarını hor gören, güzelliğiyle ünlü avcı Narkissos, tavus kuşu ya da tarakla ve aynayla saçına bakan çıplak bir kadın ile simgelenir.

Erdem olarak gurur, Latince toplumsal inceleme ve söylev yazarı Albertano de Brescia’nın (1195-1251) sözleriyle ‘insanın kendi mükemmellik aşkı’dır. Daha sıradan biçimde gurur ya doğruca kendimiz ya da dolaylı olarak başkalarıyla [örneğin, çocuklarımızdan ya da öğrencilerimizden biriyle ya da iç gruplarımızdan biriyle (ulusal gurur, nonoş gururu, siyah gururu)] öz-imajımızın teyit edilmesinden doğan tatmin, zevk, canlılık ve temize çıkarmadır. Bizim değil, başkasının öz-imajının doğrudan doğruya ya da dolaylı teyit edilmesi gurura değil, hayranlığa, hoşgörüye, kayıtsızlığa ve kıskançlığa neden olur.


Eğer gurur, “insanın kendi mükemmellik aşkı” ise onun tersi de ayıptır. Ayıp kelimesi (shame), ‘to cover’ (örtmek) anlamına gelen eski bir kelimeden türemekte ve çoğunlukla kaş ve göz üzerini kapatma jesti, hüzünlü gözünü dikme ve gevşek duruşla ifade edilir. Ayıbın aksine, gurur genellikle kalkık ya da kalça üzerine dayanmış kollarla, kaldırılmış çeneyle ve küçük bir gülümsemeyle genişletilmiş ya da şişmiş bir tavırla gösterilir. Bu gururlu poz konum, ilgililik, kabul etme ve sahiplik işareti olarak işlev görür. Farklı kültürlerde ve hatta yaradılıştan kör insanlarda yapılan gözlemlerde onun öğrenilmiş ya da taklit edilmiş olmaktan ziyade, doğuştan olduğu ortaya konmuştur. Başlı başına kendi kaynağı olduğundan gurur, onu ateşleyen türden eylemlerin çoğuna önayak olmasının yanı sıra öz saygı, öz güven, verimlilik, yaratıcılık ve özgecilik ile ilişkilidir.
Bu nedenle, bir yandan gurur, günahların en kör edeni ve bağışlanmazı iken diğer yandan da kendini geliştirmenin bir vektörüdür. Aslında, iki tür gurur olduğunu öne sürüyorum: erdem olan yerinde gurur ve kusur olan yanlış veya kibirli gurur. Yerinde gurur açıkça uyumlayıcıdır ama yanlış gurur nasıl açıklanabilir? Yanlış gurura eğilimli insanlar öz saygıdan yoksundurlar ve kibirleri, başkalarını ve kendilerini onların da saygıya ve hayranlığa değer olduklarına ikna etme yöntemleridir. Gururları, dümen ya da kestirme yol olabilir ama en azından şimdilik olsa bile işe yaramaktadırlar.
Aristo, yerinde gurur ya da ‘ruhun büyüklüğü’ (Yunanca megalopsikiya) hakkında anlayışlı biçimde yazmıştı. Nikomakhos’a Etik kitabında o, bize bir kimsenin kendisinin hem büyük şeylere değer olduğu hem de onlara layık olduğunu düşündüğü takdirde gururlu olduğunu şöyle anlatmaktadır:
Şimdi, kendisinin büyük şeylere layık olduğunu düşünen, onlara değer olan insanın gururlu olduğuna inanılmaktadır. Çünkü hak ettiklerinin ötesinde böyle davranan budaladır ama hiçbir erdemli insan aptal ya da salak değildir.
Bir kimse, küçük şeylere layık ya da öyle olduğunu düşünüyor ise onun gururlu değil, ölçülü (ılımlı) olduğunu Aristo şöyle ifade eder:
Çünkü ufak şeye layık ya da öyle olduğunu düşünen kimse ılımlıdır ancak gururlu değildir. Zira güzelliğin iyi ölçülü bir vücut ima etmesi kadar gurur büyüklük anlamına gelmekle beraber küçük insanlar zarif ve biçimli olabilirler ama güzel olamazlar.
Diğer yandan, eğer bir kimse, değdiğinden daha fazlasına layık olduğuna inanıyorsa kibirli ya da gösterişçidir. Ancak, kendisinin layık olduğundan daha azına değer olduğunu düşünüyor ise ödlektir. Kibir ve korkaklık kusur oldukları halde gurur ve ölçülülük (ılımlılık), (tanım gereği) kişinin durumu ile potansiyeli hakkındaki gerçeği yansıtmalarından ötürü erdemdir. Aristo’nun deyimiyle, gururlu kimse, iddialarının büyüklüğü bakımından sınır olmasına karşın doğruluk konusunda ortadır ve bu nedenle de erdemlidir.
Hristiyan döneminden çok önce yazmış olan Aristo, gururlu bir kimsenin çok metheden (ve Hıristiyan ve çağdaş anlayışlara göre kışkırtıcı) tablosunu çizmeye devam etmektedir. Gururlu insan, doğru hak ettiği şeylere ve özellikle ‘erdemlerin ödülü ve dış hayırların en büyüğü olan onur’a hırslıdır. O, iyi insanların sunduğu büyük onurları kabul etmekten ılımlı olarak hoşnuttur ama sıradan insanlardan gelen onuru tamamen ve önemsiz gerekçelerle hor görür. Daha fazlasını hak eden insan daha iyi olduğu için gerçekten gururlu kimse iyidir ve iyi olduğu için de nadirdir. Aristo’ya göre gurur erdemlerin tacıdır: onlar olmadan kendisi bulunmaz ancak kendisi onları daha büyük yapar.
Aristo, gururlu kimsenin hor görmeye ve aşağılamaya eğilimli olduğunun farkına varmaktadır, ancak pek çoğunun tesadüfen (ya da sanırım, benlik ihtiyaçlarını karşılamak için) hor görmesine ve küçümsemesine rağmen o, ne kadar haklı olarak düşünürse o denli adaletli olarak davranır. Gururlu kimse, büyüğe ve iyiye tepeden bakabilir ama o, sıradan insanlara alçakgönüllü de olabilir. Aristo’nun Nikomakhos’a Etik kitabında belirttiğine göre, ‘çünkü ilkine üstün olmak zor ve yüce bir şey iken, ikincisine karşı böyle olmak kolaydır ve ilkine yüce duruş hiç terbiyesizlik işareti değildir ama o, sıradan insanlar arasında zayıfa karşı kuvvet sergileme kadar kabadır.’ Ayrıca, orada şu da belirtilmektedir:
Yine, gururlu kimsenin özelliği yaygın olarak büyük saygı duyulan şeyleri ya da diğerlerinin sivrildikleri şeyleri hedeflemek değil, büyük onurun ya da büyük bir işin tehlikede olduğu durumların haricinde tembel olmak ve kendini tutmanın yanında az sayıda kahramanlığın, ancak büyük ve saygın olanlarının yaratıcısı olmaktır.
Daha sonra ise Aristo, lafı tanımlayıcıdan bakış açısına şöyle çevirmektedir:
(Kendisinin duygularını gizlemek, yani gerçeğe insanların düşüneceğinden daha az önem vermek bir korkağın rolü olduğundan) O, nefretinde ve sevgisinde de açık olması gerekmekle birlikte açıkça konuşmalı ve davranmalıdır; zira o, aşağılayıcı olduğu için konuşmadan muaftır ve avama ironiyle konuştuğu zaman haricinde doğruyu söylemeye meraklıdır.
Kaynak: https://www.psychologytoday.com/blog/hide-and-seek/201409/pride-vice-or-virtue
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.

Pingback: Tavus Kuşları | Hayli Bilgi