
Bir züppe misiniz? Öyle birini tanıyor musunuz? Züppe tam olarak nedir? Bunu anlamak için önce insanların neden başarılı olmaları gerektiğini keşfetmemiz gerekir.
Etrafımızda iki tür başarılı kimse vardır. İlki, başarma uğruna başarıya ulaşır ve etkilemesi gereken tek kişi kendisidir. O, her zaman daha fazlasını başaracaktır çünkü enerjisi işin doğru yapılmasına odaklanmaktadır. Diğerlerinin ne düşündükleri için endişelenmek aklına gelmez. Eğer başarılı olursa da bundan dolayı diğerleri onu fark eder ve hatta muhtemelen ondan yararlanırlar.
İkincisi ise diğerlerini etkilemek için işlerin üstesinden gelirler. Diğerleri onu tasvip etmez ve üstün olduğuna inanamazsa kendisini değerli görmez. Böylelikle de züppelik ortaya çıkar: “Ben senden fazlasına sahibim. Bu nedenle de daha iyiyim.” Yanlış düşünce, insanın karakterinin nitel (Sahip olduğum şey iyi mi ve beni mutlu ediyor mu? ) olmaktan ziyade nicel (Ne kadar çok şeye sahibim?) olmasıdır.
Servet edinen ve/ya da sağlayan bazı kişilere haklı olarak züppe denir çünkü üstün olduklarını fark ettiğinizi bilmeye gereksinim duyarlar. Kendi zevk ve tatminleri için başarma yeterli değildir. “Ay, bu ucuz araba senin mi? Bu semtte mi yaşıyorsun? Oraya nasıl katlanıyorsun?” gibi şeyler söylemek, çoğunlukla diğerlerinin itibarlarını alçaltarak kendi zihinlerindeki saygınlıklarını yükseltmektedir.
Bu insanlar kendilerini aşırı derecede düşünüyor gibi görünebilirler, ama gerçekten öyle olsalardı onu kanıtlamaya ihtiyaç duymazlardı. Değersiz saydıkları insanlarla da vakitlerini kaybetmezlerdi. Gerçek öz saygı sahibi insanlar, zamanlarını saygı duymadıkları insanlarla israf etmezler. Onların değişik maddi olanakları bulunan arkadaşları olabilir, ama kendilerinin daima değer verdiği ve takdir ettiği dostları olacaktır. Ayrıca, onlar, asla bu arkadaşlarını aşağı hissettirmeyeceklerdir.
Para, elbette konu ile ilgilidir ama başarı ve yerine getirme hayatın amaçlarıdır. Kimse, parası olduğu için asla utanç duymamalı ve hiçbir zaman onu üstünlük kanıtı olarak görmemelidir. Para, evlilik veya miras gibi başarı ile ilgisi olmayan kaynaklardan gelebilir. Bu nedenle de erdem, yalnız dolarlarla kendiliğinden verilmez.
Erdem, kendini gerçekleştirmenin ve kişisel mutluluğun yaşanması ile sunulur. Aslında, “Sevdiğin şeyi yaptığında para kendiliğinden gelir.” deyimi çok sıklıkla doğrudur.
Kendi amaç duygunuzu (sizi mutlu edenini) yaratırsanız elde ettiğiniz herhangi bir servet onun kaynağı olmaktan çok, o mutluluğu çoğaltacaktır. Mutlu bir insan, sahip olduğu paranın tadını sessizce çıkarmayı bilir.
Elbette, fazla paraya sahip olmanın az para sahip olmaktan daha iyi olduğunu itiraf etmezsek kendimizi kandırırız. İnsanlar, kendilerini paranın önemli olmadığı ya da sorun olmadığı konusunda çene çalarken duymaktan hoşlanırlar. Peki, yağmurdan içeri girmeyi ya da bir yerden başka bir yere varmayı sevenlerimiz için o, şüphesiz tutulu satış (mortgage), kira ya da araba masrafına yardımcı olur. Ama o, kendi kendine mutluluğa dönüşmez. Paranın satın aldığı şey seçimlerdir. Seçimler iyi bir şeydir, ancak sadece seçeneklere sahip olmanız onları iyi kullanmanızı getirmeyecektir. Dünya (bazıları paralı bazıları da parasız) sefil insanlarla doludur. Mutluluk pek çok kaynaktan gelir ve büyük servet tam çözüm değildir.
İnsanların para hakkında aldıkları tutumlar, siyah beyaz resim olmaya eğilimlidirler ve çoğunlukla doğru olmaktan uzaktırlar. Para ya kötüdür (Başarı düzeyi düşük kimselerin kendilerini daha iyi hissettirecek iyi bir bahane) ya da herhangi bir önem kazanmak için kaçınılmazdır (züppe olmak için iyi bir mazerettir). Ancak gerçek ortada durmaktadır. (Manalı hedeflere ulaşmakla tarif edilen) Anlamlı bir yaşam sürdürmek mutluluk getirecektir. Ondan ileri gelebilecek para ise bu mutluluğa maddi destek sağlamaya elbette yardımcı olabilir ancak o, asla bizzat saadet olmayacaktır.
Tarihsel Kökenleri
Tipik olarak züppeler, diğerlerini adi hissettirmek için varlıklarını aşağı olarak gördükleri veya varlıklarıyla böbürlendikleri gruptaki insanlara tepeden bakarlar. Aydının ve zıttı olan kültürsüzün resmi olmayan ve öznel kategorilerinde dışa vurulan bakış açılarını karşılaştırın.
The Oxford English Dictionary (Oxford İngilizce Sözlüğü), 1781 yılına ait bir belgede ‘ayakkabı tamircisi’ anlamına gelen İskoçça kökenli “snab” sözcüğüne rastlamaktadır. Ayrıca, “snob” olarak da yazılmakta olan “snab” ile 50 yıl sonra İngiltere’de ortaya çıkan daha aşina anlamı arasındaki bağlantı doğrudan doğruya değildir.
Artık gözden düşmüş, alışılmış ve daha aşina hikaye, patlayan sanayi devriminin zengin üreticilerinin çok sayıda erkek çocuğunun soylu erkinin oğullarına katıldığı Waterloo Savaşı sonrası nesilde “snob”un (züppe) Eton Koleji’nde erkek öğrenci argosu olarak kullanıldığıdır. “Snob”lar, eğer gerçekten resmi olmayan bir unvan taşımıyorlarsa isimlerinin başında “Hon.”(Saygıdeğer) unvanını taşıyan “nobs” yani soylular olmayan erkek çocukları grubunu gösteriyorlardı. Züppeler, snop olarak davranan (eski etimolojinin kullandığı) sine nobilitate (“soylulukla ilgili unvanı olmayan”) kimselerdi. 1831’e kadar “nob” ve “snob”, o zamanlardaki güncel anlamları ve türetmeleri ne olursa olsun açıkça zıt toplumsal gruplardı ve bunun için Lincoln Herald (22 Temmuz 1831) şunu ilan edebiliyordu: “Soylular, kirli koltuklarını kaybettiler ve dürüst züppeler onları ele geçirdiler.”
Ancak, Punch dergisinde çıkan kısa hiciv hikayeleri koleksiyonu olan ve 1848’de toplanan ve yayınlanan William Makepeace Thackeray’in Book of Snobs (Züppeler Kitabı) eseriyle “snob” kelimesinin halk arasında geniş ölçüde kullanıldığı üzerinde uzlaşılmaktadır. Thackeray’in o zamanki “snob” tanımı şöyledir: “Alçakça şahane şeylere hayran olan kimse züppedir.” “Şahane şeyler”, Başbakanların sürekli olarak kontlar olarak görevlerini tamamladıkları Kraliçe’nin Kabinesi’nde bakanlık gibi bu dünyanın gösterişli şeyleriydi.
Eşit olarak kazanmaya istekli olduğunuz bir yaşam oyununda (ve o, her şeye karşın beş para etmez bir oyundan başka bir şey değildir) olduğunuzu varsayın. Hırsınızdan utanmalı mısınız, yoksa onunla gurur mu duymalısınız?
— Thackeray, “Autour de mon Chapeau” (Şapkamın Etrafında) kitabı, 1863
Thackeray’in büyürken eylem halindeki züppeleri incelemek için pek çok fırsatı oldu. Kendisi, hünerli İngilizlere toplumsal konumları ülkelerinde kariyer yapmalarına engel oldukları halde Hindistan’da çok zengin kimseler gibi üstünlük taslayabilecekleri fırsatlar sunan British East India Company’nin (Doğu Hindistan Şirketi) hizmetinde olan bir tahsildarın tek oğluydu. Babası öldükten sonra Thackeray, epey şık olmamasına rağmen eski ve saygın Charterhouse özel okulunun yanı sıra Cambridge Üniversitesi, Trinity College’da (Trinity Koleji) öğrenim görmek üzere anavatanına gönderildi.
Britanya Hindistan’ı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Cizvitler veya ABD Hava Kuvvetleri gibi hiyerarşik bir örgütte aşağı kademelerden yükselmenin yolu, çoğunlukla amirlerinin bakış açılarını candan, en çok benimseyen kimseler için kolaylaştırılmaktadır.
Günümüzün Batı demokrasileri gibi daha az hiyerarşik bir toplumda farklı bir dinamiği olmakla birlikte züppelik yeni biçimler almaktadır. Çağdaş toplumda belirli ünlü şahıslar, iç grubun merkezinde yer alırlar ve züppeler burada algıladıkları kimselerin dış tarzını taklit ederler. Bu taklit, çoğunlukla ekonomist ve toplum bilimcisi Thorstein Veblen tarafından Aylak Sınıfın Teorisi’nde (1899) isimlendirilen ve açıklanan bir olay olan gösterişçi tüketim olarak tanımlanır.
Neden Züppe Olunur?

Hiç kimse bir züppeden hoşlanmaz.
Ama çoğu insan, züppenin gerçekten ne olduğunu da anlamaz.
Bir züppeyi tanımlaması istendiğinde çoğu insan şunu söyler: “Kendisinin başka herkesten daha iyi olduğunu düşünen kimse”.
Aslında, hiçbir şey gerçekten öteye gidemez. Yüzeysel olarak, bu doğru olabilir. Züppe, sizden daha iyi olduğuna inandığı için size tepeden bakabilir.
Ancak buradaki önemli soru şudur: ne standardına göre ve kimin standardına göre “daha iyi”?
Züppe açısından standart, tanıma göre diğer insanların görüşüdür.
Örneğin, züppe, arkadaşlarından daha iyi olduğuna inanır. Neden? Çünkü daha fazla parası, daha iyi tasarımcı etiketli ürünü ve daha iyi bir model arabası vardır. Tamam, iyi. Neden bu şeyler onun için büyük önem taşıyor? Gerçekten, nesnel olarak üstün nitelikli olduğu için mi daha iyi arabaya heyecanlı? Öyle olabilir, ama züppenin aldırdığı şey bu değildir. Züppe, üstün olduğuna inanır çünkü “İnsanlar tarafından sendekinden daha yüksek itibar gösterilen bir arabam var. Bu da beni daha iyi yapar.”

Bir Acura’nın üzerine, bir BMW ya da hatta bir Mercedes almaz çünkü mantık çerçevesinde onun daha iyi bir araba olduğu sonucuna ulaşmıştır. Onu satın alır çünkü mahallesindeki en çok kıskanılan araba o imiş gibi görünmektedir.
Aynı ilke, ünlü ve pahalı bir tasarımcı etiketli ürünlere ve züppenin kendini züppeliğe hak kazanmış olarak gördüğü başka bir şeye karşı uygulanır. Züppeliğin kökenlerinin geçmişe doğru izini sürerseniz standart olarak nesnel üstünlükle karşılaşmazsınız. Ölçün olarak başkalarınca yüksek itibar gösterilmesine rastlarsınız.
Züppelik, zenginlerin özel alanı da değildir. Züppe, akranlarının onayına sahip olduğuna inanan ve bu nedenle, akranlarının onayına sahip olmayan birine göre üstün olduğuna inanan bir kimsedir.
Herkes züppe değildir. Ama züppelik her yerdedir. ABD Cumhurbaşkanın karısıyla aynı ünlü tasarımcı markasına sahip olduğu için kendisini üstün gören bir kadın züppedir. O, sadece (nesnel standartlara göre) üstün nitelikli bir elbiseye sahip değildir, aynı zamanda onu giymekten de kıvanç duyar. Züppelik bu değildir. Onu züppe yapan şey, “Cumhurbaşkanı’nın eşinin elbisesinin aynısına sahibim. Bu beni üstün yapar. Çünkü herkes Cumhurbaşkanı’nın eşinin üstün olduğunu bilir. Eğer elbisenin üreticisi bana da elbise yapıyorsa ben de üstünümdür.” inancıdır.
Aynı sebeple, mavi yakalı insanlar (işçiler) grubunda da züppe birine rastlayabilirsiniz. Görünüşte, hiçbir şey, şunu düşünürsek daha farklı olmayabilir: “Zengin bir yöneticinin eşi mi yoksa sıradan bir mavi yakalı mı daha züppedir?”. O işçinin züppe olabilmesine hiçbir imkan yoktur, doğru mu? Elbette, o da öyle olabilir. Eğer akranları, gruptan farklı düşünen birini onaylamazlarsa ve o da bu kişiyi kendi arzusuyla aşağılarsa (o,) züppe olur. Nasıl? “Ben bu adamdan iyiyim çünkü onunla değil, grupla aynı fikirdeyim.” yanlış inancına sahip olarak.
Ya da bir liseli çocuk grubu, çok çalışan ve yüksek notlar alan akran gruplarının üyelerini küçümserler (veya hatta döverler). Bu yüksek not alan adamın züppe olduğu bahanesine dayanarak böyle hareket ederler. Doğrusu, onların kendileri züppedirler çünkü “grup standardı”nın kimin üstün, kimin, aşağı olduğuna karar vermesine izin vermektedirler.
Züppeliğin ana nedeni “toplumsal metafizik” denen şeydir. Kaçmayın. Onu size tanımlayacağım. Gerçekten o kadar karmaşık değil. Toplumsal metafizik, bazı bağlamlarda diğer insanların standarda karar vermelerine izin vermek anlamına gelir. Her çeşit bağlamdaki “Diğer insanlar” gerçeğin, aklın, mantığın veya hatta basit sağduyunun standardını başkasıyla değiştirirler.
“Atlas Silkindi” ve daha pek çok kitap yazmış olan Ayn Rand onu şu şekilde tanımlamıştır: Toplumsal metafizikçi, diğer insanların bilincini kendisininkinden ve gerçeğin niteliklerinden üstün gören kimsedir. Toplumsal metafizikçiye göre kendisinin başkalarına göre ahlaki değerlendirilmesi doğruluğu, gerçek durumları, aklı ve mantığı hükümsüz kılan asıl konudur. Başkalarınca onaylanmama, hiçbir şeyin onun bilincindeki etkisine karşı koyamayacağı derecede yıkıcı bir şekilde kendisine korkunç gelir. Böylelikle, kendi gözleriyle gördüğü kanıtı inkar eder ve başıboş bir şarlatanın ahlaki yaptırımı uğruna kendi bilincini geçersiz kılar. “Ama insanlar seni beğenmez!” imasında bulunarak aydın bir tartışmayı kazanmayı umma gibi saçmalıkları düşünebilen sadece bir toplumsal metafizikçidir.
Kulağa tanıdık biri gibi mi geliyor?
Züppe, tanıma göre zayıf bir kişidir. Bazı bağlamlarda, nesnel olarak daha iyi olan hiç kimsenin gerçekten başka birinden daha iyi olduğuna inanmaya ihtiyacı yoktur. Başarısının ya da değerinin farkındadır, onun gururunu ve memnuniyetini yaşar. Hepsi de budur. Diğer insanlar hiç etken değildir. Bu, psikolojik yönden sağlıklı bir kişinin inanma biçimidir ve sonuç olarak aslında emin bir kişinin sergilediği hiçbir züppe davranışa rastlamazsınız.
Üzücü olarak, toplumsal metafiziksel züppelik her yerdedir. Ona, kesinlikle sadece zenginlerde değil, aynı zamanda yoksullarda da rastladım. Ona, erkeklerde ve kadınlarda eşit olarak rastladım. Onu kibirli beyaz adamlarda, beyaz olmayan adamlarda, eşcinsellerde ve eşcinsel olmayanlarda fark ettim. Onu Cumhuriyetçilerde ve (ister inanın ister inanmayın) Demokratlarda da buldum.
Az sayıda insanın akıl ve doğruluğun doğasını anladığı bir dünyada yaşıyormuşuz gibime geliyor. Bunun ağır bir iddia olduğunu biliyorum ama bu, hepimizin gerçek hayatını ve günlük sonuçlarını kapsıyor. Kendi sonuçları, gözlemleri ve tercihleri, kendi seçilmiş çevrelerindeki “çoğunluk görüşü”nün tercihleriyle bağdaşmadığı zaman insanlar haksız yere aciz ya da suçlu hissetme eğilimi gösterirler.
Toplumsal metafizik, tüm olgun olmayan davranış ve duygu türlerinin yanında akli dengesizlikler ve hastalık belirtileri için bir gelişme alanıdır. Hiç kimse, kendi şahsiyeti olmaya çalışmaz ya da en azından lanet az sayıda kişi öyle olmaya çabalar. Sanki öyle davranmalarına uygun hiçbir araçları yok gibidir çünkü devamlı olarak neyin doğru olduğunu kendilerine söylemeleri için “grubu” ya da “diğerlerini” gözetirler.
Gerçeği aradıkları kimselerin çoğunun tıpkı onlar kadar şaşırmış olması kendi başlarına hiç gelmez mi?
Hiç kimse her şeyi bilmez. Ama hiç kimse şaşırmaya da gerek duymaz. Eğer aklınızı ve düşünce güçlerinizi kullanarak doğru ve akla en uygun şeyi gözlemleme cesaretiniz varsa kendinizi gerçekten ender ve güçlü bir biçimde özgürleştirirsiniz.
Kaynak:
http://dextroussnobbery.blogspot.com.tr
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
