
Katolik Kilisesi, pretselin erken tarihinde öncü bir rol oynadı. 7. yüzyılda, kilise, Paskalya Öncesi Perhiz sırasında oruç tutma ve içkiden uzak durmanın kontrol edilmesinde günümüzdekinden daha katı kuralları emrediyordu. Su, un ve tuzun basit bir karışımından oluşan pretseller ise tüm et, süt ve yumurta ürünlerinin yasaklandığı Paskalya Öncesi Perhiz (Lent) sırasında tüketim için kusursuz bir gıdaydı.

İlk pretseller, günümüzün yumuşak örnekleri gibi yumuşak, nemli bir ekmek şeklinde fırınlanıyorlardı. Bazıları, onlara aslen Latincede “küçük kollar” anlamına gelen “bracellae” (brasele) dendiğini ve Almanların bundan “bretzel” sözcüğünü türettiklerini söylemektedir. Diğerlerine göre ise ilk pretsellere Latincede “küçük ödüller” anlamına gelen pretiolas denmekle birlikte rahipler onları genç öğrencilere dualarını doğru biçimde ezbere okuduklarında dağıtıyorlardı. Nasıl anılırlarsa anılsınlar, bu kıvrılan ikramların tutulması Ortaçağ sırasında boydan boya tüm Avrupa’ya yayıldı. Uğur, başarı ve dini yerine getirme simgesi olarak görüldüklerinden pretseller, onlara hem ruhsal hem de gerçek destek sağlamanın bir yolu olarak yoksullara da yaygın biçimde dağıtılıyorlardı.


Pretseller veya onların üreticileri, (efsaneye göre) Osmanlı Türkleri şehrin duvarlarının altında tüneller kazarak (Avusturya’daki) Viyana’yı işgal etmeye teşebbüs ettikleri 1510 yılında özellikle acıklı bir tarihi dönüşe tanıklık ettiler. Bir manastırın bodrumunda fırında pretsel pişiren papazlar, düşmanın ilerleyişini duyup şehrin kalanını uyardılar ve daha sonra Türk saldırısının aşılmasına yardım ettiler. Ödül olarak, Avusturya imparatoru, pretsel fırıncılarına kendi armalarını verdi.

17. yüzyıla kadar, pretselin birbirine kenetli ilmikleri ölümsüz aşkı da simgeler hale geldi. Pretsel efsanesine göre, 1614’te İsviçre’de kraliyet çiftleri, (günümüzde lades kemiğinin kullanılabilmesine benzer biçimde) evlilik ilişkisini damgalamak üzere düğün törenlerinde (bir dilekle büyük parçasını çekerek koparmak üzere) pretsel kullanıyorlardı ve bu gelenek, “tying the knot” (evlenmek) deyişinin kökenini olmuş olabilirdi. Tarih boyunca pretselle en fazla ilişkili ülke ve halk olan Almanya’da ise 17. asır çocukları, gelen yılın uğurunu ve refahını simgelemek için yılbaşında pretsel kolyeleri takıyorlardı.



Peki, pretseller Amerika’ya nasıl geldi? Bir dedikoduya göre, hamursu düğümler (Püritenlerin Hacılar kolunu 1620’de İngiltere’den Yeni Dünya’nın Massachusetts eyaletinin Plymouth şehrine getiren) Mayflower gemisiyle ulaştı ve Hacılar tarafından Yeni Dünya’daki Kızılderililerle ticaret için kullanıldı. Alman göçmenler, 1710 dolaylarında Pennsylvania eyaletine yerleşmeye başladıklarında elbette yanlarında pretselleri de getirdiler. 1861’de, Julius Sturgis, Pensilvanya’nın Lancaster ilçesinin Lilitz kasabasında ABD’nin ilk ticari pretsel fırınını açtı.

Sturgis, ilk sert pretselleri geliştirenlerin ya da en azından (yumuşak olanlarını kazara fırında çok uzun süre bırakmaktan ziyade) bilerek fırında ilk kez sert pretsel pişirenlerin kendileri olduğunu da iddia ediyordu. Gevrek çerezler hava sızdırmaz bir kapta daha uzun dayanıyor ve böylece fırının kendisinden daha uzakta satılmaları ve raflarda daha uzun süre kalmalarını sağlanıyordu. Sonunda, sert pretseller yumuşak emsallerinden tartışmaya açık şekilde daha bile fazla tutuldular.

1930’lara kadar pretseller halen elle imal ediliyorlardı. Ama 1935’te, Reading Pretzel Machinery Company, fırıncıların tek bir işçinin elle dakikada üretebildiği 40 adede kıyasla dakikada yaklaşık 245 adet pretsel üretmelerini sağlayan otomatik pretsel makinesini getirdi. Günümüzde, Pennsylvania, ABD’de üretilen pretsellerin tam yüzde 80’inin bu anahtar eyaletten gelmesinden ötürü ABD’nin pretsel üretimi başkenti olmayı sürdürmektedir.
Kaynak: https://www-history-com.cdn.ampproject.org/v/s/www.history.com/.amp/news/the-pretzel-a-twisted-history?amp_js_v=a2&_gsa=1&usqp=mq331AQCKAE%3D#aoh=15703656999159&referrer=https%3A%2F%2Fwww.google.com&_tf=%251%24s%20alan%C4%B1ndan&share=https%3A%2F%2Fwww.history.com%2Fnews%2Fthe-pretzel-a-twisted-history
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
