
İngiliz iç istihbarat teşkilatı MI5’ın karargahı çoğu büyükelçilikler gibi Londra metropoliten alanındaki Westminister şehrinde bulunmaktadır. Burası tarihi 1930 yılına kadar uzanan ve Thames House olarak bilinen bir binanın meydana getirdiği büyük bir uçurumdur. Peysner’e göre “Lutyens ve Baker adlı mimarların İmparatorluk Yeni Klasikçi gelenek tarzı”nda tasarlanmıştır. İstihbarat teşkilatı 1994’te taşınmıştır.


Bunun aksine, İngiliz dış istihbarat teşkilatı MI6 Thames nehrinin güneyindeki Lambeth ilçesinde yer almaktadır. Revaçta olan mimar Terry Farrell tarafından tasarlanmış dev Postmodern büyük yapı 1993’te tamamlanmıştır ve ona ( ismini Asma Bahçeler’den almış olan ) Babil ve ( lego inşaat oyuncakları motifli tema parkı ) Legoland adını takmış olan sakinlerinin buradan tiksindikleri söylenmektedir. Burası, ajanların Tate Britain sanat galerisinin ziyaretçileri ve bitişikteki Chelsea Sanat ve Tasarım Koleji’nin öğrencileri ve öğretim görevlileriyle karışmakta oldukları kendi birahaneleri “the Morpeth Arms”ın karşısında yer alıyor.
Ancak kurguda olduğu gibi gerçekte de Kensington ve Chelsea Kraliyet İlçesi’nin bir casusluk ve entrika (dolap) yuvası olduğu iddia edilebilir.
Yaratıcısı Ian Fleming’in ölümünden sonra 007’nin ‘resmi öz geçmişi’ni yazan romancı ve öz geçmiş yazarı John Pearson’a göre James Bond Londra’daki King’s Road (Kral Yolu) yakınlarındaki Wellington Square (Wellington Meydanı), 30 numaralı evde yaşıyordu. Yazar bizzat ilk romanı Casino Royale’nin dizgilerini düzelttiği zaman tarihi Cheyne Walk Caddesi’ndeki Carlyle Mansions bloğunda bir süreliğine oturmuştu. Yıllardan 1952 idi ve kendisi sadece 7 hafta içerisinde Jamaika’daki evinde onu yazıya dökmüştü. Daha yeni evliydi ve yazmayı ‘kafa dağıtma’ olarak tanımlıyordu. Carlyle Mansion bloğundaki evinin altındaki apartman dairesinde ise ünlü şair T. S. Eliot kalıyordu.
Bond’un Kral Yolu’nda oturduğu yerin diğer yakasında ise İngiliz casusluk romanı yazarı John Le Carré’ın hayali köstebek yakalayıcısı karakteri George Smiley yaşıyordu. Evi 1950 dolaylarından 1973’e kadar Bywater Street (Bywater Caddesi) 9 numaralı evdi. BBC televizyon dizisinde karakteri canlandıran İngiliz aktör John Guinness film başlamadan önce rolünü hayata geçirmek için ‘C’ olarak bilinen 1973’ten 1978’e kadar MI6’in Müdürü olan Sör Maurice Oldfield’in görünüşünü ve kişisel tarzlarını benimsemişti. Onları tanıştıran ise bizzat Le Carré idi.
Civarında artık bir inşaat firması şubesi olan Markham Arms adlı küçük bir birahanede (pab) İngiliz istihbaratında çalışan KGB köstebeği Kim Philby öğle yemeğinde Sör Anthony Blunt adlı diğer bir hain Sovyet casusu ile buluşuyordu. Yıl 1954 idi ve hiçbiri de henüz ‘kovulmuş’ değillerdi. Philby Beyrut’ta atanmasından ve daha sonra Moskova’ya kaçmasından önce Chelsea’deki Carlyle Square’daki 18 numaralı evde yaşıyordu. Orada da 1988’de vefat etti.

Daha öncesinde, 1955’te ise Philby, Sloane Square’ın (Sloane Meydanı) hemen dışındaki İngiliz Dış Istihbarat Servisi MI6’in ‘güvenli yer’inde sadakatleri hakkında sorgulandı. Pavilion Road’daki (Pavilion Yolu) bir ahır evde ise İngiliz İç İstihbarat Servisi MI5’in Genel Müdür Yardımcısı Graham Mitchell 1960’larda meslektaşları tarafından sorguya çekildi.
1961’de, Oleg Penkovsky’yi işe alan ve onun sayesinde III. Dünya Savaşı’na yol açabilecek ABD ve SSCB arasındaki Küba Nükleer Başlıklı Füze Krizi’ni önleyen Greville Wynne Upper Cheyne Row’daki (Üst Cheyne Sokağı) 19 numaralı evde yaşıyordu. Onun ana mal varlığı Komünist Doğu Avrupa çevresindeki ticaret sergilerine götürdüğü o güne değin İngiltere’de yapılmış en büyük mafsallı kamyon idi. Ona zahmetinden dolayı MI6 ve CIA tarafından 213.700 ABD Doları ödenmişti ancak Ruslar tarafından yakalandı, hapsedildi ve sonunda bir Rus casusu ile değiş tokuş edildi.

1950’lerdeki Old Church Street’teki 111 numaralı evde MI6, kullanılmaya başlanan U2 casus uçağının büyük ölçüde yerlerini almasından önce casusluk yöntemi ve teknikleri konusunda Baltık devletlerinden gelen Doğu Bloku ajanlarını eğitiyordu. Oysa, Güney Kensington kraliyet ilçesi bölgesindeki büyük bir Neoklasik Katolik Kilisesi olan Brompton Oratory (küçük Brompton Tapınağı ya da Meryem’in Masum Kalbi Katolik Kilisesi) ve yanındaki Holy Trinity Church (Kutsal Üçlü İngiliz Kilisesi) Ruslar için casuslukla ilgili gizli belge ve bilgi alışverişi noktaları (ölü sahne ya da ölü mektup kutusu) idi. Maalesef 1982’den beri Londra’daki KGB ataşesi Albay Oleg Gordievsky ise onlara karşı 1974’ten beri İngiliz Dış İstihbarat Teşkilatı MI6 için çalışıyordu ve onların foyalarını ortaya çıkardı.


Daha kuzeyde, Campden Hills Square (Campden Tepesi Meydanı) 6 numaralı ev İngiliz İç İstihbarat Teşkilatı MI5’in Genel Müdürü ve Rus köstebeği şüphelisi olan Sör Roger Hollis’in eviydi. Ve 1983’te, tutarsız ve çoğunlukla sarhoş olan kıdemli MI5 subayı Michael Bettaney Holland Park (Holland Parkı) 42 numaralı evde Ruslara paketler bırakırken ele geçirildi. O, yaptığı işte Rus elçiliğini bir kışkırtma ve / ya da aldatma olduğunu düşündürecek kadar pişkindi. Yakalandığı zaman 23 yıl hapse mahkum edildi.
Ama artık Milyarderler Sokağı olan, Milyonerler Sokağı olarak bilinen elçiliklerin bulunduğu Kensignton Palace Gardens caddesi ve Notting Hill semti muhtemelen henüz anlatılmamış en iyi hikayeleri sağlamaktadır. Bir uçta İsrail Büyükelçiliği, daha sonra ise sırasıyla Rusya Büyükelçiliği ileri karakolları, bizzat Rusya büyükelçiliği ve Çekoslavakya Büyükelçiliği. Casusluk kitabı yazarı Nigel West’e göre bunların ikincisi (Rusya Büyükelçiliği) MI5’in ‘Gözcüler’ ekibi tarafından sürekli gözetim altında tutuluyordu ( ve halen de tutulmaktadır).
Elbette bu yazının çoğunun derlendiği Roy Berkeley’in 1994 yılında basılan “A Spy’s London” adlı kitabının güncelleştirildiğinden bahsetmenin zamanı geldi.
Hem James Bond hem de George Smiley’in hayali evlerinin civarında oturmakta olan Chelsea yazarı William Boyd yeni romanı Solo ile 007 filmi dizisini yeniden canlandırdı. İngiliz yazar ve gazeteci Oliver Kamm’ın The Times gazetesinde belirttiği gibi Boyd, iki yazardan daha iyidir ve bu, çılgın bir hikayedir. Okuyucular ayrıca mükemmel bir votka martini yapmanın yolunu da öğrenirler: ” Çalkalanma kabına bir buz koyun, üzerine bir höpürtü vermut ekleyin, vermutu bir kaba boşaltın, üzerine votka ekleyin, iyice çalkalayın, soğutulmuş bir bardağa süzün, meyve kısmı alınmış bir dilim limon kabuğu ekleyin”. Sonradan karıştırılmadan yine de çalkalanır. Aksine, Bond filminde Daniel Craig barmene “Umursuyor gibi mi görünüyorum?” diyordu.
Kaynak: http://www.kensingtonandchelseatoday.co.uk/arts-and-culture/design-and-architecture/uba2vzu85g.html
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
