Yazar: James Davidson
Tüm Yunan şehirlerinin içerisinde hiçbir şehrin mitleri, Voyotiya bölgesindeki Thebai (Thebes) şehrinin mitlerinden ünlü değildir. Ancak, Thebai’nin kökenleri, bu bölgeden uzak bir yere, bir gün Kral Agenor’un kızı Europe’nin bir sahil kıyısındaki bir arazide çiçek topladığı Fenike Lübnan’ına uzanır.

Europe, çayırda çiçek demeti yaparken otururken aniden önünde boynuzları yarı değerli taşlar kadar parlak ve kar kadar beyaz bir boğa gördü. Boğa nazik biçimde ona sokuldu ve uzattığı çiçekleri yiyerek olabildiğince uysal biçimde yanındaki yumuşak çime yatıverdi. Çiçeklerden bir çelenk yapıp boynuzlarının üzerine yerleştirdi ve geniş sırtına çıkarak bir midilli gibi padok etrafında onunla gezindi. Ama onun ağırlığını fark eder etmez sıçrayan boğa koşmaya başladı ve denize doğru dörtnala seyirtti. Europe, boğulmaktan korkuyordu ama boğa, Akdeniz’i yüzerek aştı ve Girit adasına vardı.
Orada, sonunda, gizli bir yerde boğa kendisinin Zeus olduğunu belli etti. O, kıskanç Hera’nın dikkatinden kaçmak için eğreti kılığa girmekle birlikte Europe ile ilişkiye girdi. Bu birliktelikten Girit kralı olacak Minos ve mükemmel adaletli Radamantus (Ῥαδάμανθυς) doğdu. Zeus, Avrupa kıtasını sanki yeniden keşfedilmiş gibi bu Asyalı kızın adı ile şereflendirdi.

Geride, Fenike’de ise Agenor, sevgili kızını bulmaları için oğullarını dört bir yana gönderdi. Bunlardan biri olan Kadmos, batıya gitti ve gemi ile Lübnan’dan Yunanistan’a yolculuk yaptı. Tanrı Apollon’un kahinine danışmak üzere Delfoi şehrine geçti. Kahin ise ona “Kız kardeşini arayışın bitti.” dedi ve “Çünkü o, metresi ve onun hiç kurtarılmaya ihtiyacı yok. Ama o, seni Yunanistan’da kalmaya ve her çağ ünlü olacak bir şehir kurmaya davet ediyor.” diye ekledi. Kadmos, “Peki onu nereye kuracağım?” diye sordu. Kahin, “İki Aylı ineğin uzandığı yere.” yanıtını verdi. Fenikeliler, tapınağı terk ederken önlerindeki yolda gece kadar kara bir inek gördüler. O, dönüp yürüyerek uzaklaştı ve onlar, onun sırtında gece göğündeki dolunaylar gibi iki gümüşi daire olduğunu fark ettiler. Onlar, onu hiç dinlenmeden acelesiz ve yorulmak bilmeden kayalık geçitlerden tırmanırken ve nehir çayırlarından sallana sallana yürürken günlerce izlediler. Sonunda, “Öküz Diyarı” anlamına gelen Boyotiya’ya gelerek kayalık bir tepenin üzerinde durdu ve baştan sona çevredeki arazilere baktı. Sonunda da oraya uzandı. Fenikeliler, uzun yolculuklarının bittiğini anladılar.

Tam o noktada, kendi dillerinde Onga dedikleri şehir tanrıçası [ savaş, el işi ve kılgılı (Harekete ilişkin olan, yalnız düşünce alanında kalmayıp harekete dönüşen, uygulamalı, ameli, tatbiki, pratik, kuramsal karşıtı) us tanrıçası ] Athena’ya bir sunak inşa ettiler ve Thebai dedikleri şehrin kuruluşuna desteğini kazanmak için ona ineği kurban etme hazırlıkları yaptılar. Kadmos ise yakındaki bir pınardan ayin için su getirmeye gitti. Ama pınar, vahşet ve savaş tanrısı Ares’in çocuğu olan bir ejderhaya aitti ve o, Kadmos’un isteğini reddetti. Bu nedenle, Kadmos, ejderhayı öldürerek kesinlikle suyu aldı ve kurbanı yaptı.

Cadmus Building Thebes, ca. 1542–45
French,
Etching; Sheet: 9 13/16 x 11 1/2 in. (25 x 29.2 cm)
The Metropolitan Museum of Art, New York, The Elisha Whittelsey Collection, The Elisha Whittelsey Fund, 1949 (49.50.221)
http://www.metmuseum.org/Collections/search-the-collections/365575

Ares ise ona ejderhanın dişlerini almasını ve onları ovalara ekmesini öğütledi. Böylece Thebai savaşta kuvvetli olacaktı. Kadmos da öyle yaptı, ama tarla sürülüp dişler ekildiğinde, büyük bir savaşçı ürünü, kılıçlarla ve mızraklarla donanmış, savaşçı ruhla dolu, savaşmaya ve ölmeye amade, Ares’in çocuğu ejderhanın dişlerinden oğullar (Spartoi) verdi. Thebaililerin kurbanına gönül borcu olan Athena, Kadmos’a bir taş uzattı. Kadmos, “Bununla bir ordu ile savaşmamı mı bekliyorsun?” diye sordu. Athena da başı ile onayladı. Bu nedenle, ekili adamların sıralarının ortasına halen saçlarıyla toprağı sallarlarken taşı fırlattı. O, içlerinden birinin başına çarptı. Yaralı, küplere binmiş halde büyük bir savaş çığlığı attı. O, “Saldırı altındayız, kardeşlerim…” diye bağırdı ve şöyle devam etti: “Haydi savaş başlasın!” Böyle söylerken, kendisine saldırdığını düşünerek yanındakini suçladı. Ve sırayla kardeşlerine seslendi: ” Vahşi Ares’in topraktan doğma oğulları mısınız, yoksa size Ares’in kibar kızları mı demeliyim? Benimle kavgaya girin ya da gidip kadın milletine katılın.” Ve ekili adamlar birbirleriyle kavgaya tutuştular ve tarlayı kana buladılar. Sadece o an tamamen bitkin olan içlerinden beş en cesuru ayakta kalana kadar tüm gün boyu kavga ettiler. Kadmos, onları kılıçlarını bırakarak şehrinin inşasında kendisine katılmaya davet etti. Bu nedenle, burasının nüfusu yabancı Fenikeliler ile toprağın yerli oğullarının karışımından oluşuyordu.
Kadmos’un cesaret ve saldırganlık göstermiş ama hiçbir anlak (zeka) veya sıkı düzen (disiplin) göstermemiş güçlü savaşçılarını çok kolayca yenmiş olması Ares’i utandırmıştı. Bu nedenle, o, Kadmos ile barış yaptı. Annesi, insanları uyumlu bir evlilikle nasıl bir araya getireceğini bilen güzel (cinsel aşk ve güzellik tanrıçası) Afrodite (Afrodit) olduğundan kızı Harmonia’yı ona verdi. Harmonia sayesinde Kadmos en mutlu evliliği yaptı ve 4 kızları oldu: İno, Agave, Semele ve güzel Autonoe.
Kaynak: https://www.theguardian.com/books/2008/jan/15/greekmyths.greekmythsfeatures1
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
