Muz Bitkisinin Yan Ürünleri adlı makalemizi severek okuyacağınızı umuyoruz.
Muz Bitkisinin Yan Ürünleri: Büyük Potansiyelli Yetersiz Yararlanılan Bir Yenilenebilir Gıda Biyokütlesi
Birdie Scott Padam, Hoe Seng Tin, […], ve Mohd Ismail Abdullah

Özet

Resim.1: Sıcak kahverengi zeminli muz kağıdı
Muz (Musaceae), gıda sanayindeki değerli uygulamaları nedeniyle tropik ülkelerde yaygın bir şekilde yetiştirilen dünyanın en önemli meyve ürünlerinden biridir. Kocaman yan ürünleri ise diğer sanayilerin zirai atıkların geri kazandırılmasıyla kullandıkları son derece değerli ham madde kaynağıdır. Bu ise dev miktardaki kullanılmayan biyokütlenin kesin kaybını ve çevre sorunlarını engeller.
Bu araştırma, kabuk, yaprak, yalancı gövde, sap ve çiçek durumu gibi muz yan ürünlerinin, çeşitli gıda ya da gıda dışı uygulamalarında kıvamlaştırıcı madde, gıda boyası ve çeşni, değişik makrobesin ve mikrobesin kaynağı, nutrasötikler, çiftlik hayvanı yemi, doğal lifler ve doğal diril-etken bileşik ve biyolojik gübre kaynakları olarak işlev gören kullanımlarındaki yenilikleri geniş ölçüde tartışmaktadır. Gelecek beklentiler ve zorlu işler, bu yan ürünlerin kullanımının sürdürülebilirliği ve yapılabilirliğine ilişkin tartışılan önemli anahtar etmenlerdir. Tüm mevcut yan ürünlerin, diğer ticari ürünlerle rekabet ederken, niteliğinden ve güvenliğinden ödün vermeden bu yenilenebilir kaynağı sürdürecek ve küçük ölçekli tarım sanayilerine ek gelir sağlayacak çok iyi ticari ürünlere dönüştürülmeleri önem taşımaktadır.
Giriş
Muz, insanlığın tarım tarihinde yetiştirilen ilk ürünlerden birisidir. Bu özel bitki ailesinin kökeni, Hindistan’dan Güneydoğu Asya bölgesini içeren Papua Yeni Gine’ye uzanmaktadır (Arvanitoyannis and Mavromatis 2009; De Lange et al. 2009). Son onyıllardaki kitlesel tarımı ve tüketimi, 139 milyon tonu aşan tahmini brüt üretimiyle onu dünyanın en büyük ikinci meyve ürünü yapmıştır (FAO 2010a). Dünyanın başta gelen muz ve pişirmelik muz üreticileri; Hindistan, Çin, Uganda, Ekvador, Filipinler ve Nijerya’dır. Yenilebilen muzların çoğu, esasen meyveleri için yetiştirilirler. Bu nedenle, muz çiftlikleri, birkaç ton uygun şekilde kullanılmamış yan ürün ve atık ortaya çıkarabilmektedir. Bundan ötürü, doğru zirai atık yönetimi uygulaması olmadan, kullanılmayan dev miktardaki değerli madde kaybolmakta ve ciddi çevresel zararlar meydana getirmektedir (Essien et al. 2005; Shah et al. 2005; Yabaya and Ado 2008). Yerli halk, bu bitkilerden sadece yemek amacının dışında da yararlanmakla birlikte muz bitkilerini kullanma olanaklarını günlük yaşamlarında da keşfetmeye başlamışlardır.
Muz yan ürünlerinden, ambalaj kağıtları, gıdalar, giysi olarak yararlanılmakla birlikte onlar, çeşitli törensel etkinliklerde de kullanılmaktadırlar. Kullanımı ise kültürel çeşitlilikle genişlemektedir (Kennedy 2009). Çağdaş tarım, genel olarak muzu, yağlık palmiye, şeker kamışı, ananas, mango ve pirinç gibi birçok diğer ürünün yanı sıra meyve ürünü veya ihracat ürünü maddeleri altında sınıflandırmaktadır. Benzer şekilde, bu maddelerden bazıları, zirai atık ya da biyokütle olarak isimlendirilen dev miktarda selülozlu atık üretmektedir. Böyle dev miktardaki zirai atık veya biyokütleyi yönetmekte yenilik, sürekli bir zorlu iştir ve son eğilimler, yenilenebilir enerji, lif kompozitleri ve dokumalar, gıda seçenekleri ve çiftlik hayvanı yemi gibi bölgelerdeki ihtiyaçları gidermek üzere bu biyokütlenin katma değerli amaçlarla kullanımını desteklemektedir (Rosentrater et al. 2009). Yağlık palmiye sanayi gibi diğer zirai atıklardan elde edilen selülozlu lifler üzerindeki çalışmalar, bu yan ürünlerin kağıt ve lif kompozitleri gibi çok talep edilen ürünlerin yapımında büyük bir ham madde olma potansiyeli olduğunu göstermiştir (Bakar et al. 2007; Wan Rosli et al. 2007).
Çeşitli sanayilerdeki artan ham madde kaynağının karşılanmasında muz yan ürünlerinin kullanımını artırmak için sayısız çalışma yapılmıştır (Clarke et al. 2008; Doran et al. 2005; Emaga et al. 2008a; Kuo et al. 2006). Bu araştırmalar, muz zirai atıklarının geri dönüştürülmeleri pahasına katma değerli yaklaşımla yeni ürünlerin ve uygulamaların yaratılmasında yeni ve farklı yollara zemin hazırlamıştır. Sürdürülebilir bir medeniyet geliştirme aracı olarak, değişik biyolojik kaynaklardan katma değerli uygulamalarla sürekli bir yeni ürün yaratma ve icat etme gereksinimi vardır. Gıda ürünleri, enerji ve diğer temel ihtiyaçlara gösterilen yüksek talepten dolayı mevcut teknolojik gelişmelerin pek çok sanayide değişik kaynakların kullanımına doğru kademeli ilerlemesi, giderek artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için gereklidir (Mohammadi 2006). Bu nedenle, bu tez, muz yan ürünlerinin ve atıklarının kullanılmasındaki son gelişmeleri ve bu yan ürünlerden geleceğin değerli eşyalarının yapımındaki zorlu görevleri gözden geçirmeyi amaçlamaktadır.
Zirai Ürün olarak Muz
Sınıflandırma
Muz, aslında dünyadaki en büyük ot topluluklarından birisidir (Ploetz et al. 2007). Bitki, etli kök sap (bitki soğanı), yalancı gövde (yaprak sapları) ve sarmal olarak düzenlenmiş yumurta biçimindeki (oblong) yapraklardan oluşmakla birlikte 5-7 m.ye kadar büyüyebilir. Bir sap tarafından desteklenmiş, uzun yumurta şekilli çiçek durumu, (alttaki 5-15 sırada bulunan) dişi ve erkek çiçekleri (üstteki sıralar) çevreleyen mosmor mumlu çiçek yapraklarından oluşan yalancı gövdenin ucundan çıkmaktadır. Dişi çiçekler, sonunda beyaz veya sarı etli boynuz şeklinde olgunlaşacak yumuşak meyvelere (hevenk) gelişecektir. Tohumlar, yabani türlerde yaygındır ama ekilen türleri, merkezinde hemen hemen görünmez tohum taslağı noktaları olmakla birlikte genellikle tohumsuzdur (Arvanitoyannis and Mavromatis 2009). Pişirmelik çeşidine genellikle plantin denmekle birlikte muz terimi, yaygın olarak tatlı türünü adlandırmakta kullanılmaktadır. Onlar, Musaceae ailesine ait olmakla beraber Musa cinsinin çeşitli türleri, çok eski dönemlerden beri ekip biçilmelerinin yanında lif, gıda ve süs olarak kullanılmaktadırlar (Kennedy 2009; Subbaraya 2006).

Yenilebilir tatlı muzların ve plantinlerin günümüzdeki üretimleri ve kültürlerinin yapılmaları, iki diploit tür arasındaki karmaşık melezlemeyi ve poliploitliği (çok kromozomluluk) kapsamaktadır. Musa balbisiana, ‘BB’ genomunu (kromozomlar) verdiği halde, Musa acuminata, ‘AA’ genomunu sağlamaktadır (Heslop-Harrisons and Swarzacher 2007). (Tatlı olarak yenen) Yenilebilir muz ve (pişirmelik muz) plantin, triploitten (AAA,BBB,AAB,ABB) çeşitli tetraploit karışımlarına kadar değişmekte olan bu genom takımlarının birleşimi olabilir. Bu itibarla, Musa acuminata, Musa balbisiana veya melezleri temsil etmekte olan Musa x paradisiaca denen eski sınıflandırmayla eş anlamlı olan Musa acuminata x balbisiana olarak kromozom sayılarına göre kümelendirilmektedir (Nelson et al. 2006). Yüzlerce yıllık doğal ve seçici yetiştiricilik, yenilebilir muzların, tohum büyüklüklerinin azaltılması, kısırlık, büyük boy meyve eti ve gübreleme ihtiyacı olmadan meyvenin kendiliğinden gelişmesi gibi sayısız ıslah ile birkaç yüz çeşide dönüştürülmelerini sağlamıştır (Arvanitoyannis and Mavromatis 2009; Ploetz et al. 2007). Muz ve plantinin dünyada ve esasen gıda amaçlı olarak ekilen yaklaşık 1.200 tohumsuz etli meyve çeşidi ve kültür bitkisi vardır (Aurore et al. 2009).
Polimeraz Zincir Tepkimesi ve genetik esaslı işaretleyiciler kullanılarak muz çeşitlerinin genom teşhisinde sağlanan ilerlemeler, benzer türlerin içerisinde muzun doğru teşhisine imkan vermektedir (Brown et al. 2009; El-Khishin et al. 2009; Teo et al. 2005). Ancak, tüm bitkinin kullanılması ve özellikle somaklonal varyasyon ( doku kültürü ortamına alınmış vücut hücrelerinde meydana gelen değişim ) ve kopyaları teşhis etmeyle ilgili çiçek yapı bilimi ile ilişkili bazı zorluklar olmasına rağmen, yapı bilimsel teşhis, yetiştirilen muz çeşidinin belirlenmesinde halen yaygın olarak kullanılmaktadır (Brown et al. 2009). Dünyanın özellikle muz üreten ülkelerindeki zirai kuruluşlar, genom teşhisinin gerekli olduğu durumlara karşı ve muz yetiştiriciliği ile araştırmalarının daha ileri bir noktaya ilerletilmesi için canlı bir örneği ve muz bitkisi çeşitlerinin yapay ortamdaki kültürünü muhafaza ederler (Mattos et al. 2010; Panis 2009).
Üretim ve Küresel Pazar
Muz, dünyanın hemen hemen her ülkesinde özellikle sürdürülebilir bir şekilde ekilip biçildiği ve böylece ülkenin ekonomisine katkıda bulunduğu tropikal ve subtropikal iklim kuşağı ülkelerinde yetiştirilmektedir (Zhang et al. 2005). Hindistan ise dünyada en çok muz üretilen ülke olarak kalmakta ve dünyadaki muz üretiminin %25’inden fazlasını üretmektedir (FAO 2010a). Dünyanın muz üreticileri içerisinde en üst sırayı almasına rağmen, Hindistan’da üretilen muzun çoğunluğu yerel pazarında kullanılmakta ve sadece yaklaşık % 0,04’ü ihraç edilmektedir. Bu nedenle, Hindistan’ın toplam muz ihracatı, dünyadaki muz ihracatının % 60’ından fazlasını sağlamakta olan Ekvador, Kosta Rika, Filipinler ve Kolombiya gibi diğer önde gelen küresel muz ihracatçısı ülkelere kıyasla fazlasıyla düşüktür. Dünyanın en büyük muz ithalatçıları ise ABD ve Avrupa Birliği’dir. En büyük plantin (pişirmelik muz) üreticileri ise çoğunlukla pişirmelik muzun bölgedeki temel gıdalardan biri olduğu Afrika ülkeleridir. FAO’ya (2010a) göre, Uganda, 9,6 milyon tonluk tahmini üretimiyle en büyük pişirmelik muz üreticisi olup onu Gana ve Ruanda izlemektedir.
Muz üretimi, genellikle iki farklı kategoride toplanmaktadır. Diğer topluluk, uluslararası pazarların yanı sıra yerel pazarları tedarik eden büyük çiftlikleri ve şirketleri kapsarken, büyük çoğunluğu, esasen kendisi tüketmek ve yerel pazarlar için muz üreten küçük ölçekli çiftçilerden oluşmaktadır. FAO’nun istatistiklerine (2010b) göre, 2010 yılında 93,3 milyon ton tatlı muz ve 34,3 milyon ton pişirmelik muz üretilmekle birlikte bunları, elma (70 milyon ton), portakal (69 milyon ton) ve üzüm (68 milyon ton) izlemiştir. Ancak, geçen yılın istatistiklerine göre, toplam üretimin % 20’sinden daha azının beynelmilel olarak ticareti yapılmakta olup yaklaşık değeri 7 milyar Avro’yu bulmaktadır (Aurore et al. 2009). Beynelmilel olarak ticareti yapılan yaygın tatlı muzlar, çoğunlukla “Cavendish” (Cüce), “Gros Michel” (Büyük Michel) ve “Grande Naine” (Büyük Cüce) gibi ekilip biçilen AAA grubu varyetelerine aittirler. Belirli bir bölgeye endemik diğer tanınmış varyeteler, Tropik bölge boyunca bulunan “Silk AAB” ile “Bluggoe ABB”nin yanı sıra, çoğunlukla Doğu Afrika’da bulunan “Yangambi Km5, AAA”yla birlikte güneydoğu Asya’da bulunan “Red Banana, AAA”yı (Kırmızı muz) ve “Mysore AAB”yi kapsamaktadır (Ploetz et al. 2007).
Muz Bitkisinin Yan Ürünleri
Muz Bitkisinin Yan Ürünlerinin ve Atıklarının Geleneksel Kullanımları
Muz, eşsiz bir çok yıllık tek hasat bitkisidir. Görünür kısmı, yalancı gövdesi ve yaprakları, genç yetişmekte olan bitkinin (fışkınlar) kök saptan yenilenmesine yol açmak için meyveyi taşıdıktan sonra ölürler. Çiftlikteki meyvenin hasat edilmesi, genç fışkınların ana bitkinin yerini alabilmeleri ve bu devirlerin sınırsız nesiller boyunca devam edebilmeleri için tüm bitkinin başının kesilmesini gerektirir. Genellikle, muz yan ürünleri, yalancı gövdeyi, yaprakları, çiçek durumunu, meyve sapını [çiçek sapı/ekseni (rakis)], kök sap ve meyve kabuğunu kapsamaktadır. Bu yan ürünlerin çoğu, sınırlı ticari değerleri ile uygulamaları olan az değer biçilmiş madde olarak işlev görebilirler ve bazı durumlarda zirai atık olarak kabul edilirler. Yalancı gövdesi ve yaprakları, besinlerinden bir kısmının toprakta tazelenmeleri için yaygın olarak çiftliklerde çürümeye bırakılırlar. Genç sürgünler, yalancı gövde özleri ve çiçek durumu, Güneydoğu Asya ve Endonezya-Malezya Bölgesinin bazı yerlerinde yerli insanlar tarafından sebze olarak tüketilmelerine (Kennedy 2009) rağmen, arzu edilmeyen tatlarından dolayı yaygın yapraklı sebzelerle rekabet edemeyebilirler. Muz çiçek durumlarının değerleri, tutarsız talepten ve sınırlı kabulden dolayı oldukça düşüktürler. Muz yaprakları, halen Güneydoğu Asya’daki geleneksel gıdalar için ambalaj maddeleri olarak kullanılmaktadırlar ama onların uygulanması, sadece bazı budunsal gıdalarla sınırlıdır. Muz atıklarının biraz daha iyi bir uygulanışı, üretim maliyetini düşürmek için hayvan yemi olarak kullanılmasıdır (Akinyele and Agbro 2007), ama besinsel yoğunluğunu büyük oranda düşüren yüksek su yoğunluğundan dolayı ek işlemden geçirilmesi gerekmektedir. Düşük maliyetli zirai atıklar, genellikle temel besinler bakımından fakirdirler ancak aynı zamanda lif içerikleri yüksektir (Ulloa et al. 2004).
“Açık şöminede yakma”nın halen uygulandığı bazı yerlerde muz atıklarının yakılmaları, ciddi çevresel sorunlara katkıda bulunabilir. Üstelik, çiftliklerde muz atıklarının yığılmaları, olgun ve ergin meyveleri hasat etme süreçlerinde çiftçileri sonunda engelleyecek olan göze batan çirkin bir şey haline dönüşmektedir. Muz çiçeği sapı ve meyve kabukları, tarım yerinde doğrudan doğruya mevcut değildirler ama meyvenin paketlendiği veya meyvenin etli özünün kabuklarının ayrıldığı işlem mevkilerinde bulunabilirler. Kitlesel olarak, tek bir muz bitkisinin ürettiği atık, toplam bitki kütlesinin % 80’ini oluşturabilir. Yıllık hektar başına 220 tonluk yan ürünün meydana geldiği tahmin edilmektedir (Shah et al. 2005) ve doğrusu, bu kolayca bulunabilen kaynağı katma değerli ürünlere dönüştürecek yenilikçi bir fikre ihtiyaç duyulmaktadır.
Yeşil Teknolojinin Desteklenmesinde Potansiyel Yenilenebilir Kaynak olarak Muz Bitkisinin Yan Ürünleri
Yenilenebilir kaynak ya da biyokütle, doğal olarak bol bir kaynak olup bitkiler ve hayvani maddeler, zirai ürünler ve biyolojik kalıntılar veya atıklar gibi dirim bilimsel kökenli maddelerden elde edilen herhangi bir maddeyi kapsayabilir (Xu et al. 2008). Bu kaynaklar, sırayla olumlu çevresel uygunluğa ya da “yeşil etiket” özelliklerine ve de ticari yaşama gücüne sahip olan potansiyel geri dönüştürülebilme ve kolayca parçalanabilme kapasitesi bulunan ham maddelere ya da ürünlere dönüştürülebilirler (Mohanty et al. 2002). Yenilenebilir kaynaklar, sanayinin yolunu açmıştır ve on yıllardır yenilenemeyen kaynakların, özellikle petrol ve gaz ürünlerinin, değerli metallerin ve minerallerin yerini almaları için onlardan yararlanılmaktadır. Düşük maliyetli zirai yan ürünlerin ve biyolojik atıkların kullanımlarının, sürdürülebilir bir teknoloji gelişimine ulaştıracak tüm olası sanayilere genişletilebilmeleri önemlidir. Bu, toprak verimliğini olumsuz olarak etkilemeden çiftçilere ve işleme sanayilerine ek bir gelir kaynağı yaratabilir ve yenilenemeyen kaynakların tükenmesini azaltılabilir (Reddy and Yang 2005). Mevcut çiftlik alanlarından alınan ek değerli ürünler, benzer maddelerin üretilmesi için değerli ormanlarımızın yok edilmelerini engelleyebilir.
Yeşil teknoloji, dünyadaki insanlar dahil mevcut türlere en az tehdit oluşturmanın yanı sıra, doğal çevrenin ve kaynakların korunmasına çevre dostu vurgu yapmakta olan bir uygulamayı belirtmektedir. Mısır gibi tarımsal gıda bazlı ürünlerin yeşil teknolojiyi yönlendirecek biçimde kullanılmaları, sonunda gıda güvensizliği, ahlaksal sorunlar ve sürdürülemez enerji dönüşü yaratacağı için teknoloji, mevcut tarımsal gıda mal piyasasından bağımsız olmalıdır (Pimentel and Patzek 2005). Bol bir biyokütle olarak, muz yan ürünleri, yeşil teknoloji sanayiye ham madde kaynağı olarak hazır şekilde kullanılabilirler. İnsanlığın belirtilmiş herhangi bir ciddi yan etkisi olmayan uzun muz tüketimi tarihi, bir dereceye kadar bu yan ürünlerin tehlikeli bitkisel kimyasallar içermediklerinin emniyet güvencesini sağlamaktadır. Yan ürünün hasadı, taşınması ve depolanması, muhtemelen kuvvetli ve tehlikeli kimyasal bileşenleri olan diğer bitkilere kıyasla daha az önlem gerektirmektedir. Sanayi uygulaması için muz yan ürünlerinin kullanımı, mevcut tarımsal gıda bazlı pazardan bağımsız olduğu için herhangi bir gıda güvenliği ve ahlaksal sorunlar yaratmayabilen “yeşil teknoloji”yi destekleyebilir. Üstelik, mevcut meyvelik muz çiftliğinin dışında fazladan ekim alanına ihtiyaç duymamaktadır.
Muz Bitkisinin Yan Ürünlerinden Elde Edilen Potansiyel Gıdalar ve Nutrasötikler (Hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde sağlığa yararları bilimsel olarak ispatlanmış, toksik olmayan, herhangi bir gıda ekstresi)
Nişasta, Pektin ve Selüloz Kaynağı
Nişasta, pektin ve selüloz, gıda sanayinde jelleştirici, kıvamlaştırıcı madde ve dengeleyici olarak kullanılmaktadır. Bir karbonhidrat topluluğu olan nişasta, ticari olarak mevcut olup mısır, patates, pirinç, buğday ve manyok gibi bitkilerden üretilmektedir. Yenilebilir nişastalar şeklinde işlenebilen muz yan ürünleri, yalancı gövde özünü ve meyve seçimi ve işlenmesi sırasında çıkarılan yeşil seçme muzları kapsamaktadır (Abdul Aziz et al. 2011; Da Mota et al. 2000; Zhang et al. 2005). Amilaz içeriği yönünden nispeten düşük, ısıtmaya ve amilaz saldırısına yüksek dirençli, düşük şişme özellikleri, suda düşük çözünürlüklü ve düşük retrogradasyonlu (kalite bozulması) olan muz nişastalarının, değiştirilmiş ve değiştirilmemiş muz nişastasına göre biraz daha üstün olduğu kanıtlanmıştır ve bu da ona potansiyel olarak daha yüksek bir pazar değeri vermektedir (Zhang et al. 2005). Çözünebilen diyet lifi altında sınıflandırılan yapısal bir heteropolisakkarit (glikozit bağıyla bağlı iki veya daha fazla farklı monosakkaritten oluşan kimyasal madde) olan ticari pektin, esasen turunçgil kabukları, portakallar, elmalar ve havuçlar gibi meyvelerden elde ediliyordu. Çeşitli meyve atıklarından elde edilen pektinlerin niteliklerinin karşılaştırılması, muzun pektininin metoksil bileşiminin ve jelleşme niteliğinin pamelo ve misket limonu gibi narenciye kabuklarından elde edilen pektine göre biraz daha düşük olduğunu ortaya çıkarmıştır (Madhav and Pushpalatha 2002). Pektin, asitte özümleme ve alkoller ya da amonyum tuzları kullanılarak çökelme yoluyla atılmış muz kabuklarından üretilebilir. Emaga ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışma (2008a), muz meyvesi kabuklarındaki pektin içeriğinin pişirmelik muz kabuklarındakinden daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Üstelik, bu meyve kabuklarının her ikisinin de diğer meyve kabuklarına kıyasla benzer ve biraz daha yüksek miktarda çıkarılabilir diyet lifi sağlamaları, muz üreten ülkeler için daha ucuz bir potansiyel pektin kaynağı seçeneği oluşturduklarından ithal pektinlere bağımlılıklarını azalttıklarını göstermektedir. Emaga ve arkadaşları (2008b), değişen doğal şeker (galaktoz, arabinoz ve ramnoz), galakturonik asit bileşimleri ve farklı esterleşme dereceleri taşıyan muz meyvesi kabuklarından pektinleri ayırmış ve nitelendirmiştir (moleküler ağırlıkları 87–248 kDa olan) ve çıkarılan pektinin niteliği, meyvenin olgunlaşma safhasının incelenmesinin yanı sıra, çıkartma değiştirgeleri kullanılarak geliştirilebilmiştir. Muz yalancı gövdesi kullanılarak sodyum karboksimetilselüloz zamkının bireşimi, Adinugraha ve arkadaşlarının çalışmasıyla (2005) sağlanmıştır. Ancak, elde edilen karboksimetilselülozun teknik aşaması (% 98,63), henüz doğrudan doğruya gıda uygulaması için uygun olmayabilir. Bu nedenle, Gıda Kimyasal Kodeksi’nin (1996) şartname gereksinimini karşılayacak muz yalancı gövdesinden gıda aşamalı bir karboksimetilselülozun (% 99,5) elde edileceği daha ileri arıtım işlemine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, mikro kristalli selüloz, asit hidrolizi ile muz atık liflerinden de elde edilebilmiştir (Elanthikkal et al. 2010). Ancak yeşil seçme muzlar, meyve kabukları ve yalancı gövde gibi muz yan ürünlerinin, gıda sanayine potansiyel bir düşük maliyetli üstün nitelikli nişasta, pektin ve selüloz kaynağı ve ham maddesi olabildikleri gösterilmektedir.
Doğal Biyolojik Renklendirici
Flavonoidlerin bir alt sınıfı olan antosiyaninler, muz çiçek durumunun kırmızı, mor ve menekşe renginden sorumlu önemli bir boyar madde topluluğudur (Kitdamrongsont et al. 2008). Antosiyaninler, gıda sistemlerinde bir dereceye kadar kararlı, suda çözülebilir çekici renklerinden dolayı iyi bir biyolojik renklendirici sayılmalarının (Ozela et al. 2007; Torslangerpoll and Andersen 2005) yanında onların sağlığa yararlı oldukları kanıtlanmıştır (Bagchi et al. 2004; Konzack and Zhang 2004). Önceki çalışmalar, antosiyaninlerin, mor tatlı patatesin (Fan et al. 2007), siyah kuş kirazının, çileğin, yaban mersini meyvelerinin (Pliszka et al. 2008) ve bazı tropikal meyvelerin (Einbond et al. 2004) dahil olduğu diğer bitkilerden çıkarılabildiğini göstermişlerdir. Esasen siyanidin-3-rutinositten oluşan ve muz çiçek durumlarında (Musa acuminata ve Musa acuminata x balbisiana) 100 g çiçek yaprağında 14-32 mg antosiyanin arasında dağılım gösterdiği bildirilen antosiyaninlerin bolluğundan potansiyel yönden ucuz bir doğal gıda renklendiricisi olarak yararlanılabilir. İçeriği, kırmızı lahanadan elde edilen piyasada satılan antosiyaninlerden biraz daha yüksektir ve üretilen çiçek yapraklarının bolluğunun (arazi hektarı başına kitle) incelenmesi yeterli ve sürdürülebilir bir pazar tahmini sağlayabilir (Jenshi et al. 2011; Pazmino Duran et al. 2001). Antosiyaninler gibi doğal biyolojik renklendiriciler, sadece sağlık destekleyici özelliklerinden değil, aynı zamanda doğal gıdalara talep artışından dolayı gözde olmayı sürdürmektedirler (Rymbai et al. 2011).
Aromaların Biyolojik Üretimleri
Aroma, gıda sanayinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Gıda işleme sırasında çeşitli tepkimelerle ve çoğunlukla aldehitler gibi uçucu organik bileşiklerin meydana getirilmeleriyle birlikte karbon, azot ve/veya kükürt bileşiklerinin indirgenmeleriyle oluşturulurlar (Rappert and Muller 2005). Aroma sanayinde kullanılan aldehitlerin ve alkollerin biyolojik olarak üretimleri, lipaz, alkol dehidrojenaz (ADH), lipooksijenaz (LOX), hidroperoksit liyaz (HPLS) gibi enzimlerden yararlanan enzimsel metabolik yolların kullanılmalarıyla doğal olarak gerçekleştirilebilirler (Gigot et al. 2010). Kuo ve arkadaşları (2006), (Musa Cavendish ekili varyetesi) muz yapraklarının, turşu yapıldıklarında ya da sırasıyla soya fasulyesi yağı, linoleik asit ve linolenik asit ile muamele edildiklerinde ulong çayımsı, kavunumsu ve meyvemsi hıyarımsı aroma üretebilmekte olan hücre zarına bağlı 9-LOX enzimi içerdiği; kinetik özelliklerinin ise kanola tohumundan ve bezelyeden elde edilen LOX ile kıyaslayabilir olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenle, muz yaprakları, gıda sanayinde üretilecek doğal aromaların sürekli olarak meydana getirilmesine uygun potansiyel bir hedef olarak kullanılabilirler.
Diyetsel Besin Kaynağı
Muz ve pişirmelik muzun besin içeriğinin insan tüketimine uygun karbonhidrat, protein, diyet lifleri ve mineraller gibi diyetsel gıda kaynağı olarak değerlendirilmesi hakkında yapılan birkaç çalışma vardır (Emaga et al. 2007; Mohapatra et al. 2010). Yalancı gövdeden elde edilen muz özü, uzun zamandır Hindistan, Sri Lanka ve Malezya gibi dünyanın bazı bölgelerinde sebze olarak yenilmektedir (Kennedy 2009; Subbaraya 2006). Önemli miktarda nişasta, şeker ve mineral içermektedir (Mohapatra et al. 2010). Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunda, muz çiçek durumu, çok uzun bir süredir sebze ve salata olarak tüketilmektedir. Emaga ve arkadaşları (2007), AAA, AAB, ABB ve AAAB olarak adlandırılan üç farklı genetik karakterdeki muzların meyve kabuklarının toplam diyetsel lif (%40-50), protein, amino asit (% 8-11), yağ ve yağ asitleri (% 2.2-10.9) bakımından zengin olduklarını bildirmişlerdir. Diyet lifi içeriği, buğday, arpa, yulaf ve pirinç kepeklerine kıyasla biraz daha yüksek olmuştur (Sudha et al. 2007). Meyve kabuklarının önemli miktarda potasyum içerdiği raporlanmıştır. Muz meyvesi kabuklarının % 10 oranında bisküvilere karıştırılmasının, tüm renkte, aromada ve tatta önemli farklılıklar göstermemiş olması, onların yüksek lif içerikli düşük kalorili gıda ürünlerinin üretimine uygun olmalarını sağlamaktadır (Joshi 2007).
Nutrasötik ve Biyoetken Bileşik Kaynağı
Nutrasötik terimi, ilk kez Stephen DeFelice tarafından 1989’da bulunmuştur ve ilk terim, şimdiye kadar tanımı ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) altında düzenlenmemiş “hastalığın önlenmesi ve engellenmesi dahil, tıbbi faydalar ya da sağlık yararları sağlayan gıda ya da gıda parçalarıdır” olarak tanımlanmıştır (Ameye and Chee 2006). Şu anda, nutrasötik tanımı, sadece gıdaların ve ilaçların tanımları arasında önemli esneklik sağlamakta olan ABD’deki 1994 Besin Takviyesi Sağlığı ve Eğitimi Yasası (DSHEA: Dietary Supplement Health and Education) ile düzenlenmektedir (Gulati and Ottaway 2006). Bitkisel kaynaklı nutrasötik ve biyoetken bileşikler hakkındaki araştırma ve geliştirme, çoğunlukla yorucu çabalar gerektirmekte ve onların güvenli bir şekilde pazarlanmalarından önce birçok safha geçirmelidir. Muz yan ürünlerinin, ilaç sanayinde ticari olarak potansiyel bakımdan ticarileştirilebilen nutrasötik özellikli bileşikler içerdikleri bildirilmiştir. Son zamanlarda, diğer bir çalışmada, Saravanan ve Aradhya (2011), muz yalancı gövdesinden entisik asit, (+)-katehin, protokatekhuit asit, kaffeik asit, ferulik asit ve sinnamik asidi başarılı bir şekilde ayırdıkları halde, Tin ve arkadaşları (2010), muz erkek çiçeklerinde epigallokatekin ve türevlerinin varlığını tespit emişlerdir. Gallokatekin, kaffeik asit, sinnamik asit ve katehin gibi polifenolik bileşiklerin, mikrop öldürücü etkinlik (Chanwitheesuk et al. 2005; Shan et al. 2008), oksitlenme önleyici (Chye and Sim 2009, Wong and Chye 2009), sinir koruyucu (Lu et al. 2005; Mandel et al. 2008), kimyasalların zararlı etkilerini önleyici (Raina et al. 2008; Artali et al. 2009), kanser önleyici (Faried et al. 2007; Shankar and Mulimani 2007) ve hücre büyümesini engelleyici (Jagan et al. 2008) güçler gösterdikleri kabul edilmiştir.
Fitosteroller, geniş ölçüde incelenen doğal olarak meydan gelen bitki sterolleridir. Birçok rapor, kan kolesterolünün düşürülmesi (Moruisi et al. 2006; Racette et al. 2010; Weingärtner et al. 2008) ve koroner kalp hastalıkları tehlikesinin düşürülmesi (Miller and Nichols 2008) dahil geniş olumlu sağlık destekleyici etkileri çeşitlilikleri olduğunu göstermektedir. Kampesteril 3-β-d-glukopiranosit, stigmasteril 3-β-d-glukopiranosit ve sitosteril 3-β-d-glukopiranosit olarak adlandırılan birçok biyoetken steril glukozit, Musa acuminata Colla Cavendish varyetesinin dikolorometan özütlerinde teşhis edilmiştir (Oliveira et al. 2005). Steroller, steril glukozitler ve steril esterlere muzda (Musa Cüce Cavendish varyetesi) bol olarak rastlanmış olması, işlevsel gıda ürünleri kaynağı olarak uygulanma potansiyelleri olduğunu göstermektedir (Oliveira et al. 2008). Singh ve arkadaşları tarafından yapılan diğer bir çalışma (2007), muz yalancı gövdesi öz suyunun normal ve hiperdiabetik (kanında yüksek glukoz seviyesi olan) sıçanlara ağızdan uygulanmasının kan glikoz seviyesinde önemli bir artış gösterdiğini ve muhtemelen düşük insülin seviyesinden veya kan şekerini düşürücü (hipoglisemik) ilaçlardan dolayı kan şekeri düşük hastaların muhtemel tedavisi olabileceğini ortaya koymuştur.
Meyveler ve sebzelerdeki antosiyaninler, oksitlenme önleyici yeteneklerinden dolayı insan beslenmesinde önemli bileşenler olarak sayılmaktadırlar (Mertens-Talcott et al. 2008; Zheng et al. 2011). Ayrıca, antosiyaninlerde, iltihap sökücü (Bowen-Forbes et al. 2010; Karlsen et al. 2007), virüs önleyici (Wang et al. 2006), kanser önleyici (Kulma and Szopa 2007), hücre büyümesini engelleyici etkinin (Mokbel and Hashinaga 2005) yanında, kanser tehlikesini kimyasal tedavi ile azaltma özellikleri (Bowen-Forbes et al. 2010; Wang et al. 2011) de görülmüştür. Ekimi yapılan ve yabani varyetelerin her ikisinin çiçek durumunun antosiyaninler yönünden zengin olmaları (Jenshi Roobha et al. 2011; Kitdamrongsont et al. 2008), onların potansiyel yönden sağlığa yararlı işlevsel gıda bileşenleri kaynağı olarak işlev görebileceklerini ortaya koymaktadır.
Katekolaminlerden biri olan dopamin, sarı muzun (Musa acuminata), kırmızı muzun (Musa sapientum var. baracoa) etli meyvesinde ve Cavendish muzunun meyve kabuklarında yüksek derişimde bulunmuştur (Adao and Gloria 2005; Kulma and Szopa 2007; Mokbel and Hashinaga 2005). Bu bileşiklerin, Salmonella enteritidis, Escherichia coli, Staphylococcus aureus, Bacillus cereus ve Bacillus subtilis‘ekarşı güçlü mikrop öldürücü etkinliğe sahip olmasının yanı sıra serbest radikal temizleyici oldukları görülmüştür. Ayrıca, dopamin, beyni ölü sıçanlara verildiğinde, onların kan sistemi düzenlemesinde ve böbrek işlevinde önemli ilerlemelerle birlikte iltihap sökücü etkinlik göstermektedir (Hoeger et al. 2007).
Doğal Gıda Koruyucusu
Muz yan ürünlerindeki biyoetken bileşenlerin uygulanmaları, doğrudan insan tüketimine uygun nutrasötikler ile sınırlı değildir, ama ayrıca onlardan doğal gıda koruyucuları olarak da faydalanılmalıdır. Gıda korunması, onların raf ömrünü uzatarak sanayisinin yönlendirilmesinde yaşamsal bir rol oynamaktadır. Şimdiki sanayi eğilimleri, sentetik kimyasal koruyucuların sakıncaları hakkındaki farkındalığın arttığını ve asgari düzeyde işlenmiş gıdanın ya da gıda korunmasında doğal tekniklerin kullanılmasının yeğlendiğini göstermektedir (Tiwari et al. 2009). Baharatlar ve otlar dahil sayısız bitkisel kaynaklardan elde edilen doğal mikrop öldürücülerin, gıdaları bozan mikropları ve gıda kaynaklı hastalık mikroplarını bastırdıklarının yazılı olarak desteklenmiş olmaları (Kumar and Tanwar 2011; Kumudavally et al. 2011; Pillay and Ramaswamy 2012; Padam et al. 2012a), gıda korunmasına elverişli doğal bileşenler kavramını daha da güçlendirmektedir. Muz (Musa paradisiaca) meyvesi kabuklarından ayrılan ß-sitosterol, 12-hidroksistrearik asit ve malik asit gibi bakteri öldürücü bileşiklerin, Staphylococcus aureus, Bacillus cereus, Salmonella enteritidis ve Escherichia coli dahil gıda kaynaklı hastalık mikroplarının iyi bir baskılayıcısı oldukları (Mokbel and Hashinaga 2005) ve gelecekteki gıda sistemlerine potansiyel olarak uygulanabilecekleri gösterilmiştir. Ayrıca, Devatkal ve arkadaşları (2011), benzer muz varyetelerinden elde edilen muz meyvesi kabuğu suyu özütlerinin çiğ etteki yağ oksitlenmesi (yanma) işleminin düşürülmesindeki koruyucu kabiliyetlerinin, bütillenmiş hidroksi toluen (BHT) gibi sentetik oksitlenme önleyicilerle kıyaslayabilir olduğunu da eklemişlerdir. González-Montelongo ve arkadaşlarının (2010) yanı sıra Mokbel ve Hashinaga’nın (2005) belirttiği gibi, muz meyvesi kabuklarında bilinen oksitlenme önleyici maddelerin var olması gerçeğinden ötürü bu sonuç kesinlikle beklenmiştir. Ayrıca, muz (Musa paradisiaca) erkek çiçekleri özütlerinin kimyasal potasyum sorbat ile kıyaslanabilecek düzeyde tavuk göğsündeki Listeria monocytogenes ve Staphylococcus aureus‘u arındırabilen ve büyümesini baskılayabilen mikrop öldürücü özellikler içerdiği de kanıtlanmıştır (Tin et al. 2010; Padam et al. 2012b).
Hayvan Yemleri
Hayvan kaynaklı gıda talebi, dünya nüfusunun artışı ile birlikte tırmanmış ve bu da birkaç ani sonuç getirmiştir. Hayvan yemi üretimine uygun sınırlı ve pahalı ham madde kaynağının üstesinden gelmek için daha yüksek besin değerli yem kullanarak evcil hayvanların verimliliğinin artırılması gerekmektedir. Bu nedenle, sadece hayvansal ürün pazarını sürdürmek için değil, aynı zamanda, yetersiz kullanılan atıkları geri dönüştürerek yeni hayvan yemi kaynakları aramak için ucuz maddelerin kullanılması önem taşımaktadır (Ulloa et al. 2004). Zirai atıklarla pirinç kepeği, mısır koçanları, ananas atıkları ve şeker kamışı küspesi gibi gıda işleme atıkları, çoğunlukla hububata ve bakliyata bağımlı olan başka hayvan yemi üretimi kaynağı olarak kullanılmaktadırlar (Sruamsiri 2007). Zirai atıklar gibi mevcut ham maddelerin kullanımı, masraflı ithal yeme bağımlılığı düşürür ve muz yan ürünleri, üretici ülkelerin çoğu için sanayi girdisi maddesi üretimine elverişli potansiyel ham maddelerden birisi olabilir (Ulloa et al. 2004). Şimdiki yayınlardaki birçok göze çarpan çalışma, muz yan ürünlerinin çiftlik hayvanı yemine dönüştürülme potansiyeli açısından umut verici sonuçlar göstermektedir.
Muz meyvesi kabuklarının, önemli miktarda protein, yağ, karbonhidrat, lif ile potasyum, sodyum, kalsiyum, demir ve manganez gibi birkaç zorunlu mineral içerikleri sayesinde yem üretimi için umut verici ham madde olarak işlev gördükleri bilinmektedir (Ahnwange 2008). Muz kabuklarının, katı karışımın protein ve yağ asidi içeriğini zenginleştirerek, değerli mikro mantarların yetiştirilmesine elverişli mantar bilimsel ortam olarak işlenebildikleri Essien ve arkadaşları (2005) tarafından daha önceden belirtilmiştir. Aspergillus flavus ile mayalanması ile şeker içeriğini dev miktarda (%142) artırabilmesine rağmen, Aspergillus niger, Aspergillus flavus ve Pennicilium türleri ile katı hal mayalanması, muz meyvesi kabuklarının protein içeriğini % 34’e kadar yükselmiştir (Akinyele and Agbro 2007; Yabaya and Ado 2008). Mikrobik mayalanma ile muz atıklarının besin değerlerinin artırılması, düşük nitelikli maddelerden yüksek besin nitelikli ham maddenin yaratılmasında önemli bir adımdır. Protein ve şeker içeriği ise çoğu hayvan yemindeki yaygın bir bileşen olan soya küspesiyle kıyaslanabilecek kadar yükseltilebilmektedir (Hong et al. 2004).
Martinik ırkı koyunun perhizinde yem olarak muz (Musa paradisiaca) yapraklarının ve yalancı gövdesinin doğrudan ikamesi, normal saman perhiziyle beslenen koyunlara kıyasla karkas niteliğinde hiçbir önemli fark göstermemektedir (Marie-Magdeleine et al. 2009). Koyun karkası, etin tüm ağırlığı ve kimyasal bileşeni yönünden değişmemiştir. Üstelik, geviş getirenlerin muz (Musa paradisiaca) yalancı gövdesi ve yaprakları ile beslenmesi deneyindeki düşük bölünme etmeninden, yüksek ATP’sinden ve yüksek mikrobik biyokütlesinden dolayı muz yapraklarının en iyi yem olduğu yazılmıştır (Amarnath and Balakrishnan 2007). Muz köklerinin (kök sap), tavşanlarda koksidiyozu tedavi ettiği ve ezilmiş muz köklerinin ağızdan alınmalarının, sadece 2 haftalık tedaviyle dışkı kurdu sayısını önemli ölçüde azalttığı belirtilmiştir (Matekaire et al. 2005).
Muz Bitkisinin Yan Ürünlerinin Gıda Olmayan Kullanımı
Muz Lifleri

Muz sanayilerinden, kerestelerin, mukavvaların, dokumaların ve kağıtların yapımında sonunda ağaçlardan elde edilen odun ve kağıt hamurlarının yerini alacak alternatif bir madde beklenmektedir. Çeşitli kaynaklardan elde edilen zirai yan ürünler, tüm yıl boyunca elde edilebilirlikleri ve kitlesel üretimleri nedeniyle ana adaylardır. (Reddy and Yang 2005). Lifler; jüt, pamuk, rami, kenaf, sisal, palmiye yağı, muz, şeker kamışı, mısır ve buğday gibi sayısız zirai mal kaynaklarından ve yan ürünlerinden elde edilebilirler. Muz bitkisinden elde edilen lifler, diğer lifli yan ürünlerden elde edilen liflerle fiziksel dayanıklılık ve selüloz içeriği açısından karşılaştırılabilmekle (Uma et al. 2005) beraber yaygın olarak meyve saplarına (Oliveira et al. 2006; Zuluaga et al. 2009), yalancı gövdelerine (Cherian et al. 2008) ve yapraklarına (Oliveira et al. 2007) göre tanımlanmaktadırlar. Kompozit mukavvaların yapımında ham madde olarak muz liflerinin potansiyelini vurgulayan birçok çalışma yayınlanmıştır (Chattopadhyay et al. 2010; Ibrahim et al. 2010; Idicula et al. 2005; Sapuan et al. 2007; Savastano et al. 2009). Maleque ve arkadaşları (2005), yalancı gövdelerden elde edilen muz liflerinin epoksi kompozitlerini sağlamlaştırmakta kullanıldığını kanıtlamışlardı. Bulguları, muz liflerinin işlenmemiş epoksi maddesinin kopma mukavemetini % 40 kadar önemli ölçüde artırdığı sonucuna varmaktadır. Ayrıca, muz lifi kompozitlerinin dayanıklılıkları, su emme kapasitelerini azaltmakta olan asit muamelesiyle (Jannah et al. 2008) veya yapıştırıcıların ilavesiyle (El-Meligy et al. 2004) de artırılabilmektedir. Quintana ve arkadaşları (2008), herhangi bir yapıştırıcı veya bağlayıcı madde katmadan muz lifi levhası araştırmalarında başka bir yenilikçi iyileştirme yapmışlardır. Onların teknolojileri, bitkisel maddenin kendisinin içerisindeki lignini yeniden dağıtan ve yapıya bağlayıcı madde işlevi gören yüksek sıcaklık ve basınçta buhar patlamasının kullanımından oluşmaktadır. Kozalaklı ağaçlardan yapılan ticari lif levhasına kıyasla nitelik bakımından aşağı olduğu halde, geliştirilen lif levhası, yüksek yoğunluklu lif levhasının asgari (en düşük) standardını (ICONTEC, Kolombiya standardı) karşılamıştır.
Yalancı gövdelerden elde edilen muz lifleri, dünyadaki birçok halk topluluğu tarafından geleneksel el sanatları ve giysi üretiminde dokuma ham maddeleri olarak on yıllardır kullanılmaktadır (Kennedy 2009). Şu anda, küresel dokuma ve giyim sanayinin, 395 milyar kadar çok ihracat değeri meydana getirdiği tahmin edilmekte (Chen et al. 2007) ve bu da dokuma amaçlı lif maddelerine büyük talep olduğunu göstermektedir. Ham bitki liflerinin mikrobik soylar kullanılarak enzimsel yolla zamklarından arındırılması, muz dahil doğal bitkisel kaynaklı dokuma liflerinin işlemden geçirilmesinin umut veren bir yoludur. Jacob ve Prema (2008), katı hal mayalanması ile poligalakturonaz üreten Streptomyces lydicus bakterisini kullanarak, kısa bir sürede başarılı bir şekilde ham lifleri dokuma amaçlı işlenmiş muz liflerine dönüştürmüştür. Aynı anda işlenmiş muz liflerini elde ederlerken, katı karışım içerisindeki Streptomyces lydicus tarafından üretilen poligalakturonaz enzimini çıkartabilmişlerdir. John ve Anandjiwala (2009), muz lifleri dahil çok sayıda doğal lifin tekstil amaçlı yüzey değişimi konusundaki ıslak kimyasal işlem ve iyonize olmuş gaz işlemlerini kapsamakta olan birçok yöntemi gözden geçirmişlerdir.

Kağıt üretimi, muz yan ürünlerinin ticari uygulamalarından biridir. Mevcut odunsu olmayan zirai atıkları kağıt üretimine elverişli ham madde olarak kullanma girişimi, sınırlı bulunabilirliğinden dolayı giderek pahalanmakta olan doğal kerestelere bağımlılığın azaltılmasında büyük bir potansiyel sunmaktadır (Bastianello et al. 2009). Musa acuminata Colla türü Cavendish varyetesi yalancı gövdesinin, liflerinin ya tek başına ya da diğer yaygın kağıt hamurlarıyla birleştirildiklerinde patlama indisi ve kopma uzunluğu yönünden ilginç olanaklar göstermekte oldukları, kağıt hamuru ve kağıt işlenmesinde kullanılabilecekleri bulunmuştur (Cordeiro et al. 2005). Musa paradisiaca L. muz türü yalancı gövdesinin kağıt hamuru, yağ geçirmez kağıt yapımında bambu kağıt hamuruyla birleştirildiğinde artmış patlama indisi, çekme indisi, yırtılma indisi ve yağa karşı dayanıklılık göstermektedir (Goswami et al. 2005). Ogunsile ve arkadaşları (2006), farklı muz yan ürünü türlerinden işlenmiş kağıt hamurunun niteliğini ve verimini karşılaştırmıştır. Yapraklarının (orta damarı bölümü), yalancı gövdesinin ve meyve sapının, kağıt hamurunun % 34-49’unu ürettiğini ve verimin, pH, sıcaklık ve kağıt hamuru yapımı süresi gibi kağıt hamuru üretimi değişkenlerinden önemli ölçüde etkilendiğini bulmuşlardır. Ayrıca, Formik asit ve asetik asit kullanılarak 105 °C’lik düşük pişirme sıcaklığında Musa acuminata Cavendish muz varyetesinin yalancı gövdesinin kağıt hamurunun yapılması da kağıt üretimi için daha iyi nitelikli kağıt hamuru vermektedir (Mire et al. 2005). Muzdan yapılan kağıtların çok düşük su emme kapasitesine sahip olmalarının, onları odun kağıt hamurundan yapılanlara göre daha su geçirmez ve kuvvetli kıldığı bildirilmiştir (Jacob and Prema 2008).
Yenilenebilir Yakıt
Enerji olarak hidrokarbon yakıt talebi, yıllar boyunca gittikçe hızlı bir şekilde artmaktadır. Enerji talebi katlanarak yükselmesine rağmen, yeni doğal fosil yakıt kaynaklarının üretimi ve keşfi, yüksek taleple tam olarak uyumlu bir şekilde artmamıştır. Üstelik, yanan fosil yakıtların çevresel etkileri, yaygın bir şekilde tüm dünyada tartışılmakla beraber fosil yakıtları giderek azaltacak ve onların yerini alacak daha yeşil, daha sürdürülebilir yakıt kullanma fikri adamakıllı düşünülmektedir (Hill et al. 2006). Gıda güvenliği sorunları, etkin zirai alan kullanımı ve mayalanma maddesi olarak yenilmeyen şekerlerin kullanımı gibi diğer yönler, bu kavramı daha da kuvvetlendirmektedir (Corma et al. 2011). Zirai atıklar gibi biyokütlelerin yenilebilir yakıtlara biyokimyasal dönüşümü, çevre dostu yaklaşım sağlayan tercih edilen dönüşüm yollarından birisi olup yaygın yöntemleri, katı maddelerin enzimsel parçalanmalarına ve mikrobik mayalanmalarına dayanmaktadır (Saxena et al. 2009). Birkaç dikkate değer güncel araştırma, sonraki bölümde tartışılmaktadır.
Etanol, sadece yenilenebilir bir yakıt olarak değil, aynı zamanda bir çözücü olarak sanayide çok kullanılmaktadır. Doğal biyoetanol, genellikle selülozlu kaynaklardan çıkarılan şekerin metabolize edildiği ve etanole dönüştürüldüğü, bakterilerin ya da mayaların kullanıldığı bir mayalanma işlemi ile üretilmektedir (Raposo et al. 2009). Bu şekerleri mayalanmaya hazır hale getirmek için büyük moleküllerin (polisakkaritler ve selüloz) enzimsel ya da kimyasal tepkime ile parçalanmaları önemli rol oynamaktadır (Doran-Peterson et al. 2008; Hahn-Hägerdal et al. 2006). Muz meyvesi kabuklarının etanol üretiminde iyi bir subtrat oldukları belirtilmektedir ve substrat derişimi, mayalanma değişkenleri ve mayalayan canlı varlık türü gibi yardımcı etmenler, tüm etanol verimini önemli ölçüde etkilemektedirler (Manikandan et al. 2008). Ayrıca, muz yalancı gövdesi ve yaprakları da Clostridium thermosaccharolyticum HG8 ile birlikte kültürü yapılan selülozu parçalayan sıcak seven Clostridium thermocellum CT2 kültürünün kullanımıyla etanol üretimine uygun potansiyel substratlardır (Reddy et al. 2009). Etanol üretimi için ham madde olarak muz yan ürünleri gibi zirai atıklardan yararlanılması, potansiyel yönden geleneksel doğal etanol üretiminde mısır ve buğday gibi temel gıda ürünleri kullanımının maliyetini düşürebilir.
Metan, ev mutfağının yanı sıra, pek çok sanayiye enerji sağlayan önemli bir yakıttır. Gaz olarak bulunur ve etanola kıyasla çok yanıcıdır. Sanayi metanı, doğal gaz sahalarından çıkartılarak ve lağım pisliği, zirai biyokütle ile fışkı gibi organik maddelerin mayalanmalarıyla üretilir (Paepatung et al. 2009; Vijay et al. 2006). Muz atığı hücresel maddesinin metana dönüşümü, bitkisel maddenin hava geçirmez bir tepkime kabında özel çürütme değişkeni denetimiyle oksijensiz olarak parçalanmasını gerektirir. Parçalanma, bitkisel maddenin kendi içerisinde bulunan doğal mikroplar tarafından yapıldığı için hiçbir özel mikrop aşılamasına gerek duyulmamaktadır. Metan gazı, genellikle, 30-100 gün boyunca 30. günden başlayarak üretilir (Chanakya et al. 2009; Clarke et al. 2008). Lağım pisliği ve fışkı ilavesi gerektirmediği için geliştirilen muz atıklarından metan üretimi yöntemi temiz ve güvenilir kabul edilmektedir.
Briketler, ham maddenin taşınma özelliklerini geliştiren ve biyokütlenin enerji içeriğini yükselten bir yoğunlaştırma işlemi ile yapılmaktadırlar. Muz dahil çoğu hücresel bitki atığı, düşük yoğunluklarından, yüksek hacimlerinden, yüksek nem içeriklerinden ve çok düşük bir enerji yoğunluğundan ötürü yanma ile doğrudan enerjiye dönüştürülemezler. Bu eksiklik, doğrudan doğruya bu katı maddelerin nakliyelerini ve depolanmalarını etkilemektedir (Mani et al. 2006). Uygun işlem olmadan, bunlar, hantaldırlar ve uygulanabilir bir enerji kaynağı olamamaları gibi çevreyi kirletebilen yetersiz bir yanma yaratmaktadırlar. Geleneksel briketler, kömür parçalarının eklenmesiyle bıçkı tozları kullanılarak imal edilmiş olmakla birlikte, son yıllarda ahşap esaslı ürünlerin noksanlıklarının giderilmesinde düşük maliyetli zirai yan ürünler kullanılmaktadır (Chou et al. 2009; Sotannde et al. 2009; Wilaipon 2007). Wilaipon (2009), yüksek sıkacak basıncı altında melaslarla bağlanmış düşük maliyetli muz meyvesi kabuklarının muz briketlerinin yapımına elverişli potansiyel bir ham madde olduğunu belirtmiştir. Bu briketler, kömür gibi katı fosil yakıtların yerine muz meyvesi kabuğu gibi zirai atıkları kullanma girişimi ile üretilmişlerdir. Ooi ve Siddiqui (2000) tarafından yapılan daha eski bir çalışmada, bıçkı tozu, pirinç kabuğu, yer fıstığı kabuğu, Hindistan cevizi lifi ve palmiye lifi gibi diğer zirai atık briketleriyle karşılaştırıldığında, muz meyvesi kabuklarından yapılan briketler, işlem sırasında benzer yoğunlaştırma uygulandığında bile eşit briket kuvvetinde mükemmel biçimde daha düşük yanma hızına sahip olmuştur.
Gıda Olmayan Selülozun, Selüloz Parçalayıcı Enzimlerin, Organik Asitlerin ve Yenilebilir Mantarların Üretimine Uygun Potansiyel Substrat
Selüloz, dünyadaki en bol organik substrat ve bitkilerin ana yapı taşı olarak kabul edilmektedir. Doğal selülozun, şeker, yakıt ve hayvan yemi üretiminde ham madde olarak kullanılabilmesinden önce, onun, ya asit sulu ayrışımı yoluyla ya da selülazlar gibi selüloz parçalayıcı enzimler kullanılarak enzimsel sulu ayrışım ile su katılarak parçalanması zorunluydu. Kimyasal selülazlar, genellikle bakteriler ve mantarlardan oluşan mikroorganizmalar tarafından üretilirler. Sanayi ölçekli selüloz işlemi için gerek duyulan önemli enzim topluluğudurlar (Shafique et al. 2004). Muz yan ürünlerinin, selüloz parçalayıcı enzim üretimi için potansiyel bir ekonomik substrat oldukları belirlenmiş ve katı hal fermantasyonunda (SSF) selülaz üretiminde kullanılan birçok mikroorganizmanın çoğalmasını destekledikleri kanıtlanmıştır. Mantarlar, bilinen organik atık ayrıştırıcılarıdırlar ve bir enerji kaynağı olarak karmaşık organik bileşikleri su katarak ayrıştırabilirler (Dinishi Jayasinghe and Parkinson 2008). Katı hal fermantasyonunda kullanılan çeşitli mikroorganizma toplulukları arasında, ipliksi mantarlar, tam katı substratlarda çoğalabilme yeteneklerinden ve çok çeşitli değerli hücre dışı enzimler üretebilmelerinden ötürü en çok kullanılanlarıdır (Boberga et al. 2008).
Selülaz ve selüloz parçalayıcı enzim üretiminde substrat olarak kullanılmaları bir tarafa, muzun yaprakları ve yalancı gövdesi gibi yan ürünlerinin, ayrıca yenilebilir mantarların yetiştirilmelerinde potansiyel bir substrat olduğu da belirtilmektedir. Zirai ve ahşap sanayi atıkları, kültür mantarı sanayinin sürdürülmesinde anahtar olan bollukları, ucuzlukları ve yüksek miktarda selüloz maddeleri içermeleri nedeniyle mantar substratları olarak çok kullanılmaktadırlar (Mane et al. 2007). Mevcut atıkların, ülkeye gelir yaratmanın yanı sıra çevre güvenliği için çiftlik atıklarını geri dönüştürme etkinliğini sağlayacak biçimde uygun bir şekilde kullanılmaları ve yönetilmeleri hayatidir. Yenilebilir mantarların selülozun parçalanmasında iyi bir etken olduğu bilinmektedir. Uygun substratlarda hızla çoğalabilmelerinin yanı sıra gelir getirirler ve besin ve eczacılık değerleri yüksektir (Wong and Chye 2009, Yim et al. 2011). Bu nedenle, yatırımları hızla karşılayabilmekte olan yüksek değerli gıda ürünleri olarak kabul edilmektedirler (Ukoima et al. 2009).
Ağır Metal ve Boya Emicileri
Ağır metaller, çevreye tehdit olarak kabul edilmekte olup kurşun, krom, cıva ve çinko gibi bu tehlikeli madenlerin atık sularda bulunmaları, içme suyu sistemini kirletebildikleri için insanlara büyük bir sağlık tehdidi oluşturmaktadır. Ağır madenler, doğada güçlükle ayrıştırılabilirler ve canlı dokularında kolaylıkla birikmeleri, besin zincirinde yukarı çıktıkça yoğunlaşmalarına sebep olmaktadır (Metcheva et al. 2010). Birçok zirai atık incelenmiş ve çoğunda düşük maliyetli ağır maden emici olma potansiyeline rastlanmıştır (Kumar 2006). Çevrenin ağır metal kirliliğinden arındırılması çok maliyetlidir ve bu nedenle, zirai atıklardan özellikle muzdan elde edilen daha ucuz farklı emiciler oldukça dikkate alınmaktadırlar. Noeline ve arkadaşları (2005), formaldehitle polimerleştirilmiş muz yalancı gövdesinin kesikli tepkime kaplarındaki kurşunun (II) temizlenmesinde etkili bir emici olduğunu göstermişlerdir. Tüm gerekli emici koşullar sağlandığında, Kurşun (+2)’nin % 99’a kadar ve daha fazla giderilmesi başarılabilmektedir. Ayrıca, muz yalancı gövdesinden işlenmiş karboksilleştirilerek işlevsellenmiş muz yalancı gövdesinin (CBS), diğer iyonların varlığında bile iyi bir cıva (+2) emicisi olmasının yanında, piyasada satılan karboksilik asit ile işlevselleştirilmiş katyon değiştiricisi Amberlite IRC-50’ye emme kapasitesi ve bağlama enerjisi bakımından benzer olduğu belirtilmiştir (Anirudhan et al. 2007). Diğer göze çarpan yenilikler ise muz meyvesi kabuklarının (+3) değerlikli kromun (Memon et al. 2008) ve (+4) değerlikli kromun (Park et al. 2008; Memon et al. 2009a) ortadan kaldırılmasındaki ağır metal emme kapasitelerini kapsamaktadırlar. Ayrıca, muz meyvesi saplarının da potansiyel kobalt (+2) ve kadmiyum (+2) gidericisi oldukları da keşfedilmiştir (Anirudhan and Shibi 2007; Memon et al. 2009b).

Sentetik boyalar, bazı kimyasal analizlerde, dokuma sanayinde ve ticari ürünlerde yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Bazı ticari olarak kullanılan sentetik boyaların sağlık sorunlarına sebep oldukları bildirilmiş ve bu nedenle, bu boyaların atık sulardan giderilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Mas Harris ve Sathasivam (2009), sulu çözeltilerdeki metil kırmızısının potansiyel emicisi olarak muz (Musa paradisiaca ‘Pisang Awak’ ABB genomlu tarım çeşidi) yalancı gövdesinin kapasitesini ispatlamıştır. Bu son bulgu, muz sapı atığının sulu çözeltilerden metilen mavisinin giderilmesinde emici olarak kabiliyetini gösteren eski çalışmaları daha da desteklemektedir (Hameed et al. 2008). Yenilenebilir düşük maliyetli muz yan ürünlerinden üretilen doğal ağır maden ve boya emicileri, sentetik ve inorganik emicilere kıyasla nispeten daha ucuzdurlar ama en uç koşullarda (yüksek pH ve yüksek sıcaklık) iyi işe yaramayabilirler (Mas Harris and Sathasivam 2009).
Gıda Dışı Amaçlı Biyoetken Bileşik Kaynağı
Birkaç yazın, insan tüketimine doğrudan uygulanabilir olmayabilen, muz yan ürünlerinde kolayca bulunabilen veya tetiklenme ile bunlardan ortaya çıkarılabilen biyoetken bileşiklerin varlığına vurgu yapmaktadırlar (Luque-Ortega et al. 2004; Otalvaro et al. 2007). Bu biyoetken bileşenler, ayrıca sayısız uygulamalarda kullanılabilmelerimin yanı sıra, sanayi kimyasallarının ve tıbbi ilaçlardaki işlevsel bileşiklerin potansiyel yedekleridirler. Genellikle muz yan ürünlerinin (doğal olarak ya da tetiklenme ile üretilen ) ikincil metabolitleri olan bu ayrılmış bileşiklerin, tek hücreli hayvan önleyici, mantar önleyici ve virüs önleyici etkinliklere sahip oldukları belirtilmiştir.
Organik Gübreler ve Biyolojik Gübreler
Belirtilen etkinliklerinden, bazı kimyasal gübrelerin artan maliyetlerinden ve kimyasal gübrelerin insana ve çevreye zararlı etkilerine karşı farkındalıktan dolayı, organik gübrelerle biyolojik gübreleri kullanımları, kimyasal olarak sentezlenen gübrelere yedek olarak hız kazanmaktadır (Aseri et al. 2008; Doran et al. 2005). Ayrıca, organik gübreleri geliştirme teknolojisi, biyolojik olarak parçalanabilir katı atıkları yönetmeyi, geri dönüştürmeyi ve besince zengin bitki yetiştirme ortamına ya da toprak iyileştiricisine dönüştürmeyi de hedeflemektedir (Sim and Wu 2010). Biyolojik gübreler, çoğunlukla normal organik gübrelerden sadece işlenmiş verimli organik biyokütleye sahip olduğu olmanın yerine yüksek miktarda yararlı toprak iyileştirici mikroorganizmayı temin etme ve sürdürme kapasitesi ile ayırt edilmektedir (Phirke and Kothari 2005). Bitkisel ve hayvansal maddelerden elde edilen organik gübreler ve biyolojik gübreler, genellikle kompostlama ve katı hal fermantasyonu ile işlenmektedirler. Mikrobik başlatıcı, ayrıştırıcı mikroorganizmaların karışımından oluşmaktadır ve toprak iyileştirici bakteriler ya da seçilmiş solucan türleri, genellikle kompostlama işlemini başlatmak için eklenirler. Geleneksel yöntem, muz atıklarının toprak besinlerini yeniden doldurmak ya da organik gübre olarak işlev görmek üzere çiftlikte doğal olarak ayrışmalarını sağlar. Son zamanlarda, muz atıklarının organik gübreler ve biyolojik gübreler olarak kullanımı, biyoteknolojik yöntemlerin katılmalarıyla fazlasıyla geliştirilmiştir (Doran et al. 2005).
Phirke ve Kothari (2005), muz atıklarının katı hal fermantasyonu yoluyla büyüme uyarıcı toprak koşullandırıcısına dönüştürülmelerinin ve muz tarımı gübreleri olarak geri dönüştürülmelerinin, bitki biyokütlesini geliştirerek ve meyve verimini artırarak ekilen fışkınların ölüm oranlarını fazlasıyla düşürdüğünü keşfetmişlerdir. Kompostlanan muz atıklarından hazırlanan organik gübrenin ayrıca kimyasal gübrelere ve tavuk gübresine kıyasla muz ürününün büyümesine ve verimine önemli etkisi olan daha ucuz ve ekonomik bir gübre olduğunun göze çarptığı da Doran ve arkadaşları tarafından doğrulanmıştır. Ayrıca, muz atıklarının muz ekili topraklar için uygun bir Azospirillum, Azotobacter ve fosfor çözücü bakteri soyları birliği taşıyıcısı olduğu ve muz atıklarıyla hazırlanmış biyolojik gübrelerin, tavuk gübresine göre fosfor çözücü bakterilerin yoğunluklarını, kullanılabilir fosfor ve yaprak fosforu konsantrasyonlarını büyük ölçüde daha fazla artırdıkları belirtilmiştir (Rivera-Cruz et al. 2008).
Zorluklar ve İlerideki Beklentiler
Sanayi güdümlü uygulamalar için yeni ortaya çıkan bir aday olarak, muz yan ürünlerinin sürdürülebilir bir zirai ürün haline gelebilmesinden önce ani ilgiye sebep olan birkaç zorluk tanımlanmıştır. Herhangi bir yan ürün ya da atık kullanımının odağı, daima pazar taleplerini karşılayan ve önemli ekonomik etkiler yaratan yüksek değerli işlenmiş ham maddelere ya da ürünlere çevrilmelidir (Jayathilakan et al. 2012). Gelecek ürünü olarak bizzat yan ürünün sürdürülebilirliğini ve yaşayabilirliğini büyük ölçüde belirleyeceği için, bu, ayrıca zirai atıkların yönetimindeki en önemli anahtar yöndür (Adinugraha et al. 2005; Uyen and Schnitzer 2009). Diğer bir deyişle, yeni geliştirilen ürünlerin pazar değeri, onun üretiminin iç ve dış masraflarını kapsayabilmelidir. Muz yan ürünlerinden üretilen ürünlerin ve işlenmiş ham maddelerin nitelikleri, pazar rekabet gücünü temin etmek için benzer ya da daha iyi olmalıdır. Ayrıca, mevcut işlemlerin yaratıcı ilerlemeleriyle sağlanan teknoloji ve yenilikçilik de yan ürünlerin hayatta kalmasının anahtarı olabilir (Lew et al. 2011).
Düzenlemelere bağlanabilen ya da insan tüketimine ve kullanımına uygulanan muz yan ürünlerinden geliştirilmiş ürünler, arıtılmış ham maddeler ve biyokimyasallar veya her araştırma ürünü, zehirlilikleri ya da her olumsuz çevresel etkisi açısından acil değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. Muz yan ürünlerinden elde edilen gıda katkı maddeleri ve bileşenleri, Kodeks gibi uluslararası kuruluşlar tarafından şart koşulan düzenlemelere ve standartlara uydurulmalıdırlar. Dünya genelindeki idari organlara uyularak, tıbbi gıdalar ve sağlığın geliştirilmesi ile hastalık önlenmesine tahsis edilmiş gıdalar için zehirlilik değerlendirmesi ya da klinik çalışmaların yapılması zorunludur. Bilimsel ilerlemeler, kişisel sağlık kötüleşmesinin farkındalığı, artan sağlık bakım maliyetleri, meşgul yaşam tarzı ve gıda sanayindeki teknik ilerlemeler, tasarımcı gıdaları alanını canlandırmıştır. Günümüzde, gıdalar, sadece insanların açlığını gidermeyi ve onlara yeterli besin sağlamayı değil, aynı zamanda dünya çapında önemli bir halk sağlığı sorunu olan ilerleyen işlev kaybı yaratan koşulları (dejeneratif bozukluk) önlemeyi amaçlamaktadır.
Yüksek değerli nutrasötikler ve işlenmiş işlevsel ürünler, ham maddelerin niteliklerinden büyük ölçüde etkilenmektedirler. Ham madde olarak yüksek nitelikli muz yan ürünlerinin üretilmesi, incelenmesi gereken diğer bir zorluktur. Uma ve arkadaşları (2005), farklı çeşitler ve kültür bitkileri arasında muz yan ürünlerinden elde edilen liflerin niteliği bakımından önemli farklılıklar bulunduğunu belirtmiş ve bu nedenle, araştırmalarını bu konuları incelemeye yöneltmişlerdir. Dahası, bizzat muz ailesi (Musaceae) içerisindeki dev çeşitler ve kültür bitkileri, gıda ve gıda dışı uygulamalara elverişli ham madde olarak daha iyi nitelikli yan ürünler elde etmek için keşfedilmesi gereken potansiyel bir alandır. Coğrafi konumun, iklimin ve bitkinin olgunluk düzeyinin muz yan ürünlerinin niteliklerine etkileri hakkında sınırlı sayıda rapor bulunmaktadır. Örneğin, aynı bitkideki bazı biyoetkin bileşenlerin, farklı büyüme evrelerinin (Baima 2005) yanı sıra, mevsimsel değişimlerden (Shah et al. 2010) ve coğrafi konumdan (Baraldi et al. 2008; Dinchev et al. 2008) dolayı önemli ölçüde değişebildikleri kanıtlanmıştır. Sınırlı sayıdaki ticari çeşitler ve kültür bitkilerine odaklanan muz yan ürünleri hakkındaki eski çalışmalar, diğer çeşitlerin yan ürünlerinin potansiyeli açısından önemli belirsizlikler yaratmışlardır. Sürdürülebilirliklerinin ve uygulanabilirliklerinin önemli bir yönü olan, bu atıkların değerli ürünlere çevrilmelerindeki teknoloji maliyeti gibi diğer önemli alanlar halen az incelenmiş durumdadır.
Ayrıca, büyük çiftlik seviyesinde özellikle bu yan ürünlerin türlerine ve niteliklerine göre muhafaza edilip sınıflandırılacakları uygun bir toplama tesisinin ve biyokütlenin ve değerli bileşenlerin parçalanmalarını engelleyecek bir elleçleme sisteminin kurulması açısından çözülmesi gereken sınırlamalar da mevcuttur. Lignoselülozik maddeler, örneğin, zirai atıklarından elde edilen biyolojik lifler, depolama süresinden sonra parçalanırlar ve biyolojik liflerin niteliklerinin azalmasına yol açarlar (Adinugraha et al. 2005). Daha fazla işlenmeden önce yan ürünlerin niteliklerinin kararlı kalmalarının sağlanması için standartlaştırılmış yan ürün depolama ve elleçleme yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Dahası, bugün dünyada bulunan sayısız muz çeşitleri, türler ve kültür bitkilerinin hemen hemen özdeş biçimlerinden dolayı kolaylıkla teşhis edilemeyebilirler. Bu nedenle, doğrulama işlemlerine yardımcı olacak muz çeşitlerinin teşhisine uygun moleküler belirleyicilerin geliştirilmeleri, potansiyel olarak daha az bilinen çeşitleri, iç ve ara türleri kapsayacak şekilde genişletilebilir. Belirleyici destekli ıslah ve genetik mühendisliği kullanılarak, potansiyel yönden daha iyi özellikli ve hayvan sağlığı için en uygun hale getirilmiş yararları olan yeni ürünler, nispeten kısa zaman sürelerinde geliştirilebilirler (Jing et al. 2010; Laroche 2007). Yan ürünlerinin potansiyel yönden değerli oldukları kanıtlanmış olan muz çeşitleri hakkında çiftçilere ve büyük çiftlik idarecilerine eğitim ve öğretim verilmesi gerekmektedir. Bazı teknolojiler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için sürdürülebilir olmayabilen ve ham maddelerin bir yerden başka bir yere taşınmasına neden olabilen büyük başlangıç kurulumu gerektirebilir. Gelecekte, muz yan ürünleri gibi doğal biyokütleler, hidrokarbon yakıt ve plastikler gibi tükenen yenilenemez kaynakların potansiyel yedekleri olacaklardır (Jing et al. 2010). Bugünlerde, zirai üretkenliği artırarak ve atığı azaltarak arazi kaybını durduracak katma değerli ürünlerin yapımında ham madde olarak düşük maliyetli yenilenebilir zirai atıkların kullanımına süregiden bir eğilim vardır (Mohammadi 2006). Küresel muz sanayi ivmesini sürdürdükçe, dünyada bolca mevcut bulunmakta olan muz yan ürünleri yenilenebilir ve sürdürülebilir durumdadır. Muz yan ürünleri gibi zirai atıkların kullanımına yönelim, ayrıca atıkların uygun olmayan yönetiminden kaynaklanan çevresel sorunları azaltacak çevre dostu bir yaklaşım olarak da görülmektedir. Onların pek çok gıda ve gıda dışı sanayindeki ham maddeler olarak çok yönlülükleri ve kullanışlılıkları, geleceğin potansiyel gelir yaratan malları olarak iyi ve sağlam beklentiler sağlamaktadır. Bir mal olarak, onlar, sadece çiftçilere ve sanayiye fayda getirmeyecek, aynı zamanda tüketiciler için üretilen ürünler yönünden çareler de getireceklerdir.
Sonuçlar
Ticari olarak uygulanabilir ve gelir yaratan ürünlerin yaratılmaları için zirai yan ürünlerin ve atıkların geri dönüştürülmeleri ve kullanımları yeni bir konu değildir, ama muz lifleri yan ürünleri gibi mevcut ve bol kaynakları mümkün olduğu kadar çok kullanma gereksinimi, katı atık çıkarımının azaltılması ve değerli kullanılmayan biyokütlenin kaybı konusunda önemli sayılmaktadır. Bu, doğal kaynaklarımızı mümkün olduğu kadar çok korurken yaşama standardını artırarak gelişmiş bir ulus olunması için sürekli dikkat ve gözetimi gerektiren süregelen bir konudur. Henüz keşfedilmeyi bekleyen yeni alanların tanımlanmalarının yanı sıra, önceden tartışılmış olan alanlardaki ihtiyacın giderilmesi bakımından bu yenilenebilir kaynakların yenilikçi bir şekilde sınırsız kullanım olanakları mevcuttur. Anlık zorlukların, daima araştırmalara ekonomik etkili yüksek değerli ve nitelikli ürünlerin yaratılmalarını sağlayan yenilikler getirdikleri unutulmamalıdır.

Sayısız tanınmış çeşitlerden ve kültür bitkilerinden oluşan muz incelenmiştir. Bir dereceye kadar çeşitli çeşitlerinden elde edilen yalancı gövde, kök sap, yapraklar, meyve sapları ve meyve kabukları gibi yan ürünleri, her biri farklı bir uygulama sağlamakla birlikte gıda ve gıda dışı sanayi alanlarında potansiyel ham maddelerdir. Kirletici emicilerinin yanı sıra, gıda katkı maddeleri, nutrasötikler, gıda takviyeleri, yemler, yenilenebilir yakıt, lifler, biyoetkin ve diğer organik kimyasal kaynağı, gübrelere yönelik potansiyel uygulamaları olduğu değerlendirilmiş ve keşfedilmiş muz yan ürünlerine, pazar gereksinimlerini karşılayacak güvenlik durumları yönünden daha fazla değinilmelidir. Sanayi ölçekli kullanımlarına hazır hale getirecek uygulanabilir bir düzenek yaratılması için muz yan ürünlerin standartlaştırılmış toplanma yöntemlerinin ve işlenmelerinin karara bağlanması gerekmektedir. Dünya nüfusunun üstel artışının yanı sıra çevre dostu ve uygulanabilir zirai yan ürünleri kullanma eğilimi, muz yan ürünlerinden ve atıklarından ürün geliştirilmesi konusundaki yeniliğin devamı için istikrarlı bir altyapı yaratmakta ve böylece, onların sürdürülebilir gelir getiren bir emtia olmalarını sağlamaktadır. Muz yan ürünleri gibi atıklardan servet oluşturmak, gelecek nesiller için çevre dostu bir ortam yaratmanın yollarından biri olarak kabul edilmelidir.
Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu
HER HAKKI MAHFUZDUR.
